16 Aralık 2010 Perşembe

KADININ KÜRTAJI KOCANIN İZNİNE BAĞLI?!


Kadına yönelik şiddet farklı şekillerde ve doğurduğu farklı sonuçlarla karşımıza çıkıyor. Eşi tarafından şiddet gören kadın hamile olabiliyor. Şiddet mağduru kadın bu hamileliği istemiyorsa, gebelik 10. haftasına kadar eşin de rızası ile sonlandırabiliyor. Peki, ya eşi rıza göstermiyorsa ne olacak?? Kadın boşanmak üzere olduğu eşinden olan ve üstelik istemediği bir çoçuğu dünyaya getirmek zorunda mı kalacak?

Düşünün ki evlisiniz ve aynı zamanda hamilesiniz. Eşinizden şiddet görüyorsunuz. Boşanmaya karar verdiniz. Ancak, hem artık bu adamın çocuğunu dünyaya getirmek istemiyorsunuz hem de zaten çocuğun böyle bir babayla mutsuz olacağını düşünüyorsunuz. Ne yapardınız? Aklınıza gelen ilk kelime : Kürtaj! Peki, bakalım bu süreç Türkiye’de nasıl işliyor.

Ocak 2002 tarihinde büyük ölçüde eşitlikçi 4721 sayılı TMK (Türk Medeni Kanunu) yürürlüğe girdi. Bununla birlikte yeni Türk Ceza Kanununda (TCK) da kadın aleyhine olan düzenlemeler büyük ölçüde ortadan kaldırıldı. Yeni TCK’da kürtaj konusu da düzenlenmiş ve burada eşin rızası aranmamış. Fakat ilgili Nüfus Planlaması Hakkındaki Kanunu’nda rızaya ilişkin değişiklik düzenlemesi ihmal edildiğinden 1983 tarihli Nüfus Planlaması Hakkındaki Kanun devreye sokuluyor. Ve 1983’deki bu kanun yeni düzenlemelere ayak uyduramıyor.

NÜFUS PLANLAMASI HAKKINDA KANUN
Madde 2: Nüfus planlaması, fertlerin istedikleri sayıda ve istedikleri zaman çocuk sahibi olmaları demektir.

Madde 5/1: Gebeliğin 10. haftası doluncaya kadar annenin sağlığı açısından tıbbi sakınca olmadığı takdirde istek üzerine rahim tahliye edilir.

Madde 6: 5. maddede belirtilen müdahale, gebe kadının iznine, küçükler de küçüğün rızası ile velinin iznine, vesayet altında bulunup da reşit veya mümeyyiz olmayan kişilerde reşit olmayan kişinin ve vasinin rızası ile birlikte sulh hakiminin izin vermesine bağlıdır.

5. maddenin birinci fıkralarında belirtilen ve rızaları aranılacak kişiler evli iseler, sterilizasyon veya rahim tahliyesi için eşin de rızası gerekir.

Sonuçta, Kanun’da evli kadının da reşit olmayan kadın gibi kürtajı başkasının iznine bağlı tutulmuş. Nüfus Planlaması Hakkındaki Kanun kabul edildiği tarihte o sıradaki TCK ve TMK ile uyumlu iken şimdi bu özelliğini kaybetmiştir. Sorun yaratan yasanın yeniden düzenlenmesi ve günün koşullarına, kadın ve hasta haklarına uyumlu hale getirilmesi gerekiyor.

AVUKAT HÜLYA GÜLBAHAR:
“AİLE MAHKEMESİ DENENEBİLİR”
“Evli kadının gebeliğinin sonlandırması için eşin izni yeni TCK’da aranmıyor. Ancak uygulamada 1983 tarihli Nüfus Planlaması Hakkındaki Kanun devreye sokuluyor. Dolayısı ile aslında evli kadın kürtaj kararını tek başına veremiyor. Yeni TMK’da aile içi kararın ortak alınması hükmü var. Bu durumda eğer kadın istiyor ve eşi kürtaja izin vermiyorsa, Aile Mahkemesi de denenebilir. Ancak başarılı olur mu? Bilemem. Sadece denenebilir, diyorum. Kadın eşin izni olmadan kürtaj yaptırırsa, eşi kusurlu davranıştan kendisine dava açabilir. Bu tür davalarda tazminat cezası ile sonuçlanır.”

13 Aralık 2010 Pazartesi

KADINLARIN SUÇU NE?..


Son zamanlarda kadınların “erkek şiddeti ve medya”ya dair en çok konuştukları konu: Tecavüz! Bir dizi ile başlayan tartışmalar şişme bebek konusuna kadar dayandı. Toplum olarak zaten yaralarımız derinken ve hala kanıyorken medyanın hasta bakış açısı da olaya daha da derin bir darbe indirdi.

Fatmagül’ün Suçu Ne?” dizisi ve korkunç bir tacavüz ülkenin gündemine bomba gibi düştü. Ancak gündem olan konu bu tecavüzün iğrençliğinden ve insanlık dışılığından çok, erkeklerin tecavüz edilen kadına karşı cinsel bir meta olarak bakmaları oldu. Medya da hemen kolları sıvadı ve bu amaca yönelik inanılmaz başlıklarla destek verdi. İşte o başlıklardan bir kaçı: “Beren’den tecavüz sahnesi!”, “Hangisi daha iyi tecavüze uğradı: Beren mi, Hülya mı?”, “İster koynuna al yat, ister tecavüz et!”...

Kulaklarımıza, gözlerimize ama en çok yüreğimize inanamadık. Bunları konuşan, bu korkunç olayla dalga geçen ve daha da ileri giderek bir tecavüzü fanteziye dönüştüren bir toplum muyduk gerçekten?..

Ülkemizin cinsel açlığı yaşanan çocuk tacizleri ve tecavüzleriyle de gözönündeydi ancak bir dizi kahramanının yaşadığı tecavüz ancak bu denli yontulup, yamultulup seks objesine dönüştürülebilirdi. Buna yatkın mıydık, yoksa bu bakış açısı medyanın dayatmalarından biri mi olmuştu?

Belki de sorun bu dizeye daha hiç hazır olmamamızdır. Belki de sorun bu konunun farklı bir popüler kültüre hizmet etmesiydi... Sebebi ne olursa olsun medyanın her geçen gün tecavüzü meşrulaştırma hatta olağanlaştırma durumu ülkemiz kadınının zaten varolan sorunlarına daha da büyüklerini ekliyor.

“BUNDA GÜLÜNECEK NE VAR?”
Geçtiğimiz günlerde Habertürk kanalında yayınlanan bir programda da bu konu yine normalleştirildi hatta bir komedi unsuruna dönüştürüldü. Ali Poyrazoğlu'nun sunduğu "Gölgede Muhabbet" adlı programda tecavüz sahneleri komedi unsuru olarak kullanıldı. Üstelik izleyicilerin hepsi bu duruma kahkalarla güldü. İstanbul Feminist Kolektif ve Biz Erkek Değiliz İnisiyatifi, Habertürk televizyonu önünde, medyanın tecavüzü normalleştiren, komedi unsuruna dönüştüren ve pornografik malzeme olarak sunan yayınlarına tepki gösterdi.

Habertürk televizyonu önünde "Bunda gülünecek ne var?" yazılı pankart açan BEDİ üyeleri ise, Ali Poyrazoğlu'nun "Gölgede Muhabbet" adlı programında, "saha, takım, gol, kale, skor" gibi futbol kavramlarını kullanarak tecavüz olayını betimlediğini hatırlattı.

İnisiyatif adına Çağatay Apaydın, "Eğlence adına yapılan şey, tecavüzü normalleştiren ve meşrulaştıran bir gösteriydi. Skeci yapanlar, yer verenler ve alkışlayanlar, cinsel şiddeti, futbol stadyumlarında kanıksamış olan bir çeşit erkek taşkınlığına eşitlemiş oldular" diye konuştu.

Apaydın, ölümle, fiziki ve ruhsal ağır travmalarla sonuçlanan tecavüzü, "Biz erkeklerin doğası böyledir" diyerek hoş göremeyeceklerini ifade etti, "Bunda gülünecek ne var?" diye sordu.

“BİR GÜZELLİK DE BİZE YAPSANA”
Ve olayın baş kahramanı Beren Saat. Rol kahramanı ile aktörü her zaman karıştırmaya müsait bir toplumuz malum. Kötü karakterde oynayanların dövüldüğü, dizideki rolü ile yıllarca sevilen bir kişi olmanın işten bile olmadığı bir toplumuz... İşte sözkonusu dizinin başrolü Fatmagül karakterine hayat veren Beren Saat de medyanın seksi aktrist şişirmeleri ve imajı ile bambaşka bir statüde yer alıyor. Artık onun oynadığı her karakter bir fantaziye hizmet edebilir...

Son olarak Beyoğlu’na kız arkadaşıyla eğlenmeye giden Beren Saat’i alkollü bir grup genç “Bir güzellik de bize yapsana”, “Beren şu bizim arkadaşa yardımcı ol” sözleriyle taciz etti.

VE TÜRKEYE’NİN TECAVÜZ GERÇEKLERİ...
- Her gün ayrı dizi için saatini kuran bir toplumda medyanın gücü tartışılmazken. Bu konuda en büyük bilinci medyanın yaratması beklenirken, medya üstüne düşeni yapmak yerine “pornografi”nin para ettiği fikrinden hareketle her şeyi ajite etmekten çekinmiyor.
- Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi geçtiğimiz hafta iki tecavüz sanığını Adli Tıp Kurumu'ndan gelecek rapor gecikeceği gerekçesiyle tahliye etti.
- Tecavüz olaylarında hala üniversite hastanelerinin bilirkişi statüsü kabul edilmedi. Yargıtay'ın üniversite hastanelerinin raporlarını geçerli saymıyor.
- Adalet Bakanlığı travma tespiti için bir yıl beklemek gerektiğini açıkladı.
- Geçtiğimiz yıl ve daha önceki yıllarda özellikle küçük kız çocuklarına yapılan tecavüzlerin yargı süreçleri hala tamamlanmadı. Hatta birçoğu muğlak...
- Ülkemizde hala tecavüzcüsü ile evlendirilmek kadının yaşaması için tek şart olarak görülüyor ve bu eylemin tek suçlusu kadınmış gibi gösteriliyor...

Yasemin Yılmaz Özcan
Bu gadget'ta bir hata oluştu