23 Temmuz 2013 Salı

BEBEK DOĞUMDA HER TÜRLÜ ÖZENİ HAK EDER

Doğum bir hayatın başlangıcı. Birçoğumuza göre çok kutsal, bazılarına göre acılı ve sancılı bir süreç. Ancak doğum anımız yaşamımızı etkileyebilecek kadar önemli. Doğum travması ve etkilerini, önlemek için alınması gereken tedbirleri Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Hakan Çoker anlattı.

Normal ve kolay bir doğumun sanıldığı gibi bebek için büyük bir travma olduğunu hiç düşünmüyorum. Doğum başladıktan sonra artan kasılmalarla bebekler doğum kanalına doğru itilirler. Bebeğin başı rahim ağzına baskı yaparak açılmasını sağlar. Bebekler elbette bu baskıyı hisseder. Hissederler ama travma olarak algılamazlar. Çünkü bu duygu bildikleri bir duygudur. Doğumun son haftalarında gebelerde hazırlık kasılmaları dediğimiz ve günde 8-10 kere hissedilen kasılmalar oluşur. Bu kasılmaların rahmi doğuma hazırladığı hep anlatılır. Ama bir diğer bakış açısıyla aslında bebeği de yaşayacağı yolculuğa hazırlar. Bebek bu ilk gelen kasılmalarla farklı şeyler hisseder ama zamanla bu kasılmaların zarar vermediğini görür ve bu kasılmaları rahat karşılar. Artık kasılmalar sırasında bile güvende olduğunu bilir.

BEBEĞİN GÜVEN KAPISI KORDONDUR

Açılma dönemi bitip bebek rahim kanalından aşağıya doğru kaydığında hissettiği basınç değişimleri onu aslında dış dünyaya hazırlamaktadır. Ama sanıldığının aksine nefes darlığı, sıkışma hissi yoktur. Çünkü onun güven kapısı kordondur. Gerekli besin ve oksijen kordondan gelmektedir. Kordon hala karın içinde serbesttir. Bu yüzden bebekler doğum kanalında ne kadar kalırsa kalsın, kordondaki kan akımı bozulmadığı sürece güvendedirler.

Eğer bebekler sakin bir ortamda doğarlar, doğar doğmaz bebek dostu felsefelerle karşılanırlar (spotlar kapalı, gürültü yok, baş aşağı tutulma yok, ağlasın diye darbe yok, sert bezlerle cildi silmek yok vb.) ve doğar doğmaz anne kucağı ile buluşturulurlarsa doğum travmasından bahsetmek mümkün değildir. Bebekler doğum anında her şeyin farkındadırlar. Anne karnında başlayan kayıtları doğum anında en yüksek seviyeye ulaşır. Bu yüzden bebeklere doğumda bu gerçeğe göre yaklaşarak ihtiyaçlarına cevap verecek ortamlar hazırlanmalıdır.

DOĞUM TRAVMASI BEBEĞİ NASIL ETKİLER?

Bebekler için doğum travmasından iki şekilde bahsedebiliriz. Bunların ilkinde mekanik bir sorun vardır. Bebek oksijensiz kalır, gerekli müdahaleler geç yapılırsa bu durum elbette bebeğin kayıtlarına geçecektir. Veya zor bir doğumda bebeğin çekilmesi için aşırı bir güç uygulanırsa yine bunu bebekler hatırlayacaktır. Diğer travma ise doğum ortamlarında anne ve bebek buluşmasına gerekli özenin gösterilmediği durumlardır. Doğum büyük bir gürültü ve panik ortamında gerçekleşir. Anne aşırı stres ve korku içindedir. Sağlık personeli panik içindedir. Bu ortamda doğan bebek ani ve sert darbelerle çekiştirilir, ilk defa yerçekimi ile karşılaşır ve kordonu derhal kesilerek anneden uzaklaştırılır. Eskiden baş aşağı tutulur ve ayaklarından sert darbelerle vurulurdu.) Evet bu bebek için travmaydı. Ama neyse ki bu uygulamalar artık yapılmıyor. Bebek bakım ünitesinde aşırı parlak ışıklar altına yatırılır, nefes yolunun temizlenmesi amacıyla boğazına ince hortumlar sokulur, onun cildi için sert denecek bezlerle silinir. Ve en travmatik olanı da tanıdığı bir ses olmamasıdır. Çevresindeki her şey ve herkes yabancıdır. İşte bu belki de onun için en büyük travmadır.

BEBEK DOĞUM ANINI ÇOK İYİ ALGILAR

Yapılan hipnoz çalışmalarının birçoğunda doğum anlarına dönüş sağlanabilmektedir. Bu çalışmalardan toplanan bilgilerde bebeklerin doğum ortamlarını ne kadar iyi algıladıkları ortaya çıkar. Bebekler huzurlu bir ortamla, panik bir ortam arasındaki farkı bilirler. Bunun yanında aşırı ışık ve gürültüden rahatsız olurlar. Ve en önemlisi doğum

BEBEĞE SAYGILI DOĞUM HAYATA DAHA YUMUŞAK BİR GEÇİŞ SAĞLAR

Evet, bazı doğumlarda zorluk yaşanabilir. Vakum uygulanabilir. Acil durumlar olabilir. Ancak her türlü doğumda bebeğe saygılı doğum felsefelerine dikkat edilebilirse, bebeklerin bu acil durumları çok daha güvenle karşılaması ve hayata çok daha yumuşak bir geçiş yapması sağlanabilir.

ANNE DOĞUMDAN KORKMAMALI!
Sağlıklı bir doğumun sırrı anne ve bebeğe saygılı doğum felsefelerinden geçer. Öncelikle anne doğum konusunda kendisini eğitmeli ve doğumun gücüne inanmalıdır. Doğumdan korkmamalıdır. Aynı şekilde hizmet eden sağlık personelinin de doğuma inanması ve doğumda ne olursa olsun sakin davranmayı bilmesi gerekir. Ve doğum anında gürültünün yerini sakinlik, güven ve saygı almalıdır. Bebeği rahatsız edecek spotlar kapatılmalıdır. Bu ortamda doğan bebekler, doğar doğmaz refleks olarak ağlarlar. Ama ikinci ağlama “Annem nerede?” ağlamasıdır. İşte bu anda kordonu kesilmeden anne kucağına bırakılan bebeklerde hep aynı ortak davranışı gözlemliyoruz. Bu bebekler anne kucağına gelir gelmez annenin sevgi dolu kolları bebeğin üstüne kapanır. Şahane bir kuvöz ortamı yaratılmıştır. Bebek annenin tanıdık kalp atışlarını duyar. Alıştığı sesine doğru başını kaldırır. Ve sonrasında güven içinde kendini bu sevgi dolu sıcaklığa bırakır. Ağlaması birden kesilir. Sağlıklı bir şekilde nefes almaya devam eder. Kordon henüz kesilmediğinden akciğerlerden nefes almaya alışana dek güvenli oksijen akışı devam eder.

Doğum ekibi de bu ortama saygılıdır. Aşırı gürültü yapmazlar. Hatta bir adım geri çekilerek anne ve bebeğin bu kutsal buluşmasına saygıyla yaklaşırlar. Anne ve bebeğinin tanışarak bağ kurmalarına izin verirler. Tıbbi bir zorunluluk olmadıkça bebekleri sevgi dolu bu güvenli anne kucağından almazlar.

Bebekler doğumda her şeyin farkındadırlar ve huzurlu bir doğum için her türlü özeni hak ederler.

sonrasında yumuşak ses tonları onları rahatlatır ve güven verir. Hele bir de bu ses tanıdık bir ses olursa doğumda yaşayabileceği birçok şey artık onun içi travma olmaktan çıkabilecektir.

12 Temmuz 2013 Cuma

DOĞUM TRAVMASI ANNE KARNINDA BAŞLAR





Psikiyatrist Doç. Dr. Nusret Kaya alt beyinle ilgili birçok çalışması ve rüya analizleri ile gündeme geldi. İnsanda Temel İnşaat Bozuklukları’nın kökeni ve nedenlerine dikkat çekti. Ana rahminde beyin ve merkezi sinir sisteminin oluşmasıyla “esas canlı”nın ortaya çıktığını söyleyen ve buna “Evrensel Eşit Kuyruklu Canlı” adını veren Nusret Kaya ile doğum travmasını, anne karnında ve 0-2 yaş döneminde alınan olumsuz kayıtların etkilerini, doğum travmasına neden olan durumları, bu negatif kayıtların rüyalarla nasıl ortaya çıktığını ve daha sağlıklı bir birey olmak için tüm bunları nasıl olumlayacağımızı konuştuk.

- Doğum travması nedir?

Genelde ilk önce annelerin yaşadığı travma akla gelir. Bu konuda da pek çok makale ve yazı vardır. Fakat tabi bizim bakış açımızla doğum travması bebeğin çıkarken yaşadığı travmadır. Bunun çok daha önemli olduğu şeklindedir. Çünkü bildiğiniz gibi ben ana rahmindeki negatif kayıtların, doğum sırasındaki ve 0-2 yaş dönemindeki negatif kayıtların bir psikolojik virüs gibi tüm yaşantımızı etkilediğini anlatıp duruyorum. Mesela, New York Times benim söylediklerimi geçtiğimiz aylarda kapağına taşıdı ve “En önemli zamanlarımız anne rahmindedir” diye başlık attı. Biz de bunu senelerdir söylüyoruz. Anne rahmindeki negatif kayıtlar; annenin sıkıntıları, üzüntüleri, koca dayakları, kaynana zırıltıları vb. ne yapıyor? Annenin beynindeki snap sistemini bozuyor. Cenin de o sırada annenin kanıyla beslendiği için ne yapıyor, snap sistemini annenin kanıyla oluşturuyor ve tüm bu bilgileri kaydediyor. Tabii ki şuurlu hayatında bunların farkında değil. Bu kayıtlar ancak ve ancak rüya diliyle anlaşılır.

KAPALI YERDE KALMA KORKUSUNUN NEDENİ DOĞUM ANI OLABİLİR
- Peki doğumda yaşanan zorluklar, travmalar, tıbbi müdehaleler bebeği nasıl etkiler?
Doğum travması da sert, negatif kayıtların oluşabildiği süreçtir. Neden? Çünkü minicik ayrıntıları bebek kaydetmektedir. Örneğin, hamile kadının suyu gelmiştir ama çıkış için bir ambulansla hastaneye gitmesi gerekiyordur. Oradan itibaren bir “çıkakama korkusu” başlar. Bu korku ileriki hayatta, örneğin kapalı yerde kalma korkusuna neden olabilir. Bana gelen kapalı yerde kalma korkusu, nefes alamama korkusu, asansöre binememe korkusu yaşayan danışanlarımın tamamında anne rahminden çıkamama durumu söz konusu. Ayrıca diyelim ki, primipar dediğimiz süreç -yani ilk çıkış-  bu dönemde annenin vajinasında yeterli genişleme olmazsa birtakım tıbbi müdehaleler yaşanabilir. Mesela, kesik atar doktor. Ve bu nedenle anne daha çok alarma geçer. Bebek de bu alarmların hepsini hisseder. Ne olur? Bir hayatı koruma içgüdüsü alarmı olur.

HER DOĞUM BEBEK İÇİN BİR TRAVMADIR
- Yani her doğum bebek için bir travma olabilir mi?

Her doğum anne için değilse bile, bebek için bir travmadır. Çünkü 9 ay 10 gün kalmış olduğu kapalı bir ortamdan açık bir ortama çıkacak, her tür yaşamsal ihtiyacını annenin kanıyla sağlarken, dışarı çıkıp hava alacak ve başka bir besin kaynağı kullanacak. Ve ağızını kullanacak. Kolay bir doğum bile her zaman travmatik olabilir. Neden, çünkü mekan değişiyor. Başka bir dünyaya çıkıyor. Dolayısıyla, bu sırada köy yerlerindeyse ebelerin ya da şehirdeyse hastanedeki uzmanların eğitimli olduğunu düşünüyorum. Ama bu eğitimlerin geneli anne hakkındadır, bebekten ziyade. Dolayısıyla, doğum zorluysa forseps gibi farklı tıbbi müdehaleler kullanılabiliyor.

- Tıbbi müdahaleler doğum travmasının şiddetini ne yönde etkiler?

Bu travmaları azaltıcı eğitimler alıyor arkadaşlarımız. Hastane şartlarında bu konular üzerinde yoğun şekilde duruluyor. Ama gidelim Anadolu’nun ücra kesimlerinde doğumlar evlerde oluyor. Hatta benim gençliğimde bağlarda, tarlalarda doğum yapan kadınlar, göbek bağını taşla kestim, diye övünerek anlatırlardı. Şimdi bu doğan çocuklardan bu denli sert kayıtlar almışken, ileriki hayatlarında yeterli verimliliği nasıl görebilirsiniz?

BEBEK ANNENİN DUYGULARINI KAYDEDER
- Peki psikolojik travma nedir?

Annenin çok abartılı telaşlı olması veya çevredekilerin çok telaşlı olmasıdır. Bebek tüm bu olanları kaydeder. Rahimden geç çıkmışsa telaş artar, telaş arttıkça negatif kayıtlar artar.

- Zor doğumlar, fazla müdahale ile doğan bebekleri nasıl etkiliyor?
Bu bebeklerin hayatı koruma içgüdüleri alarma geçer. Dolayısı ile bu kişiler ellerinde olmayan nedenlerle evhamlı ve pimpirikli olabilirler. En küçük aksaklıklar bile bu kişilerin paniklemesine neden olabilir. Bebek doğduğunda nefes almakla ilgili sorun yaşadıysa, havasız ortamlarda bulunamaz, boğulacak gibi hissederler.

HEPİMİZ MUTLAK EŞİTİZ!
- Fiziki travmalar; organ zararları, bebekleri psikolojik olarak nasıl etkiler?

Organ zararını illaki klasik tıptaki gibi ciğerleri su topladı gibi ele almayın. Organ zararı dediğimiz şey merkezi sinir sisteminin veya beyin ve kuyruğunun almış olduğu olumsuz kayıtlardır. Telaş ve zor doğumlarda oluşan olumsuz kayıtları alan kişiler, sonraki hayatlarında kolay hastalanır olurlar. Bu da bir fiziksel hasardır. Aslında insanın temel inşaat bozukluklarına bütünsel bakarsak daha sağlıklı olur. İnşaat bozukluğuna neden olanlar, öncelikle anne rahminde yaşananlar, sonra doğumda yaşananlar ve en son olarak da 0-2 yaş bebeklik döneminde yaşananlardır. Bu süreçte korteks oluşmamıştır. Yani üst beyin. Üst beyin oluşmadığı için sistem kendini kollayamaz. Birincisi tamamen annenin yaşadığına bağlıdır. Mesela, kadını ikinci sınıf yapmaya çalışan tüm sistemler insanın barbarlığına sebep olur. Mesela, Türkiye kadın erkek eşitliğinde 135 ülke arasında 127. sırada. Bu bir felakettir! Niye? Eğer bir kadın eşit olmayan muamele görürse, onun rahminde yaşadığımız 9 ay 10 günde biz kesin negatif kayıt alırız. Dolayısıyla temel inşaatı bozuk bir toplum oluruz. Çünkü merkezi sinir sisteminde yani beyin ve kuyruğunda hepimiz eşitiz. Mutlak eşitiz. İçimizdeki bende yapılanmada din, ırk farkı yok, en önemlisi cinsiyet farkı yok. Eğer kadın kendisini erkeğe karşı ikinci sınıf hissederse, bu dışardan değil de iç dünyasında bir olumsuzluğa ve kine maruz kalır bu da anne rahmindeki yavruya geçer.

DOĞUM TRAVMALARIMIZ RÜYALARIMIZDA GİZLİ
- Doğum anımız ve buna dair kayıtlarımız nasıl gün yüzüne çıkar?

Sadece rüyalarla çıkar. Çünkü alt beyin ve kuyruk sistemi derdini bir tek rüyalarla anlatır. Yani doğumda, ana rahminde ve bebekliğimizde aldığımız negatif kayıtlar sembol-simge diliyle dışarı çıkar. Çünkü o zaman aldığımız kayıtlar daha basit ve daha semboliktir.

- Semboller evrensel midir?
Bazı semboller evrensel bazıları ise kişiseldir. Rüya dilinde ustalaştıkça bunlar ayrılır.

- O ya da bu nedenle bebekler travma yaşarsa, bu olumsuz kayıtlardan kurtulmanın, yolu nedir?
Anne karnında rahat etmek. Spermle yumurtanın karşılaşmasından itibaren kadının kendini iyi hissetmesi gerek. İkinci sınıf görülüp, horlandıysa genetik kin dediğimiz şey oluşur. Dolayısı ile kadınlar iki türlü tepki gösterirler. Ya amazon olup savaşırlar ya da kibele olup doğururlar!

RÜYALARINIZI YAZIN
- Peki ama anne karnında olumsuz kayıtlar almış biri için çözüm yok mu?

Kadının kutsal kaseyi yaşadıktan sonra doğurması. Önce kadınlığı yaşayacak sonra, doğuracak. En basiti rüyaları yazmak. Çünkü rüya yazmak üst beyinle alt beyin arasında bir ilişki kurmaktır. Rüyaları yazmaya başladığınızda alt beyniniz ve kuyruğunuzdaki sert psikolojik virüsler yumuşamaya başlar. Ama kimseye sormayacaksınız, bilmeyene rüyalarınızı anlatmayacaksınız, tabircilere sormayacaksınız. Anadolu’da bununla ilgili güzel bir deyiş vardır: “Rüyalarınızı suya okuyun” diye. Çünkü yanlış birine anlatırsanız, o da size yanlış bir şeyler söyler ve bunlar beyninizi zehirler. Mesela, birini ölürken görmek onun çok yaşacağı anlamına ya da öleceği anlamına gelmez. Haberci rüya yoktur. Birinin öldüğünü görmek onu suçlamaktır. Yani rüyalar alt beyin ve kuyruğunun üst beyine, sende şu negatif kayıtlar var, diye haykırmasıdır.

- Hem anne rahmi, hem doğum, hem de bebeklik travmatikse ne olur?

Anne rahmi bozuk, doğum travmatik ve bebeklikte de kuyruğunu bir sürü insan ellemiş; yani kuyrukla ne anlatmak istiyoruz -apışarasını anne eli dışında elleyen eller- artı bir de ateş düşürücü fitiller... İşte bu çocuğun maruz kaldığı psikolojik virüslerin toplamı korteksi dağatacak şiddettedir.

- Doktor şaplağının olumsuz etkileri var mı? Kuyruk bozulunca ne olur?
Pornografik sitelere müptela olmak, tecavüzler, tacizler, namus cinayetleri, ciddi görüntülü üç beş kişinin bir araya gelip biraz içince belden aşağı sohbetler etmesi vs. örnekler arttırılabilir. Yani çocuğun bacak arasının ve poposunun anne eli dışında bir el tarafından ellenmesi, öpülmesi bile olumsuz kayıttır.

KENDİMİZİ NASIL İYİLEŞTİRECEĞİZ?
- Peki kutsal kaseyi yaşamış (yani vajinal orgazmı öğrenmiş) bir kadın hamile kaldı ve sağlıklı, mutlu bir hamilelik yaşadı. Ama doğum travması yaşadı. Bu durumda anne babaya bebeğin iyileşmesi için bir şey önerebilir miyiz?

Bir numaralı kural kuyruğunu kollayacak. Yani kuyruğa anne eli dışında el değmeyecek. Bakıcı, baba, babaanne eli dahil. İkincisi ateş düşürücü fitil kullanılmayacak. Yani kuyruk dik duracak.

- Annesinin hamileliğinde sorunları olduğunu bilen ya da farkeden, doğumunun zor ya da travmatik olduğunu bilen birey kendi kendini nasıl iyileştirir?
Bir; sabah kalkar kalkmaz, daha hiçbir şey yemeden, bağırsakları boşken rüyalarını yazacak. İki; terletici spor yapacak günde 1 saat. Üç; şu çalışmayı yapacak: Kadınsa; “Ben yaşam enerjimi kutsal kasemin dibinden, omuriliğimdeki vajinal sinir kanalıyla, seks şartı olmaksızın, otururken bile, aşağıdan yukarı beynime taşıyorum. Bu sırada tüm aksayan organlarıma dal veriyorum.” Erkekse; “Ben yaşam enerjimi fallusumdan, omuriliğimdeki penis siniri kanalıyla, seks şartı olmaksızın, otururken bile, aşağıdan yukarı beynime taşıyorum. Bu sırada tüm aksayan organlarıma yaşam enerjisi dalı veriyorum.” Yaşam ağacı Sümer tabletlerinden gelmekte. Bu benzetme onlara ait. Bu ağacın kökü bacak arası organlarımızdan iner. Kadın bedeninde; anal enerji küsbe yaptığı için kirli, mesane çiş yaptığı için kirli, rahim kanadığı için kirli. Geriye ne kalır vajinanın dibinde salgılanan temiz su. Erkek de, kadın da bunu yapacak. Ağaç kökten temiz su kullanır!

2 ÇOK GEÇ!
“Evrensel Eşit Kuyruklu Canlı” adlı son kitabımda da bahsettiğim gibi din farkı yok, ırk farkı yok en önemlisi cinsiyet farkı yok. Eğer bunu içselleştirirsek savaşlar biter. AÇEV’in dediği şey “7 Çok Geç”. Hayır sperm ve yumurtanın birleşmesinden itibaren cenini korumaya almalıyız. 2 çok geç! Eğer bir insanı ana rahmine düştüğünden itibaren sağlıklı bir şekilde kollamayı öğrenmezsek, insanlarımız temel inşaat bozuklukları nedeniyle çağı yakalayamazlar.

Kitap:
EVRENSEL EŞİT KUYRUKLU CANLI
Ana rahminde beyin ve merkezi sinir sisteminin oluşmasıyla “esas canlı”nın ortaya çıktığını söyleyen ve buna “Evrensel Eşit Kuyruklu Canlı” adını veren yazar aynı adı taşıyan kitabının 1. cildinde araştırmalarını, Elmalılı Hamdi Yazır'ın Kuran tefsirinden de faydalanarak, kutsal kitaplarda ve özellikle Kuran'da bu canlının izlerine yoğunlaştırıyor.

Kadın erkek eşitliğinden son dönemlerde gündemimize giren demokratik açılım tartışmalarına kadar farklı konulara yeni vurgular yapıyor. Her türlü eşitsizlik ve şiddetin sona erdirilebilmesi için “Evrensel Kuyruklu Canlı”nın eşitliğini temel almamız gerektiğini gösteriyor. Karmaşık bir varlık olan insanı, tarih, efsaneler, evrensel sembol ve rüya dili, kutsal kitaplar ve kuantum araştırmaları gibi değişik disiplinlerin sağladığı bilgileri psikoloji biliminin verilerinden süzerek anlamaya ve anlatmaya çalışıyor.

“Savaş, kargaşa, vahşet, tecavüz, dayak gibi davranış bozuklukları eşitsizlikten kaynaklanır. Barbar dönemlerin “kuvvetli zayıfı yer” anlayışı hakimdir. Ve insanın yaşam enerjisi olarak, aşağıdan yukarı anüs-bağırsak-mide-gırtlak-ağız organlarını kullanması ile ilgilidir. Oysa; biz doktorların “Merkezi Sinir Sistemi” dediğimiz kapaktaki şeklin esas canlı olduğunu özetle şu şekilde anlayabiliriz:
1.  Sistem yara kabul etmez:  Kafanızı çarptığınızda 100 milyon beyin hücresi kaybolursa kendini yenileyemez. Omuriliğiniz boyun hizasında kesilirse ölüm kesindir. Bel hizasında kesilirse belden aşağınızda felç kesindir. Tedavisi yoktur. Oysa gövdenizde bir yara çıksa veya bir ameliyatla kesilse, sistem emir verir yarayı iyileştirir.

2.  İçimizdeki “ben”in fotoğrafı: Organizma da en sağlam kemiklerle kollanır. Kalın kafa tası ve kalın omurga kemikleriyle. Bu nedenlerle bir anatomi kitabından alınmış bu sisteme bilimle az çok uğraşan hiçbir kimse itiraz edemez ve savaşları bitirebilecek tek fotoğraftır. Bir başka deyişle içimizdeki benin fotoğrafıdır. Bunda din, dil, ırk, renk, cinsiyet farkı yoktur. Kur’an’ın dediği gibi Allah hepimizi dünyaya Halife (kalfa) olarak göndermiş, hiçbirimize baş kalfalık vermemiştir. “

                                                                                                                                                          Yazan: Doç. Dr. Nusret Kaya
Yayınevi: Abis Yayınları

3 Temmuz 2013 Çarşamba

HAYAT NE GARİP ANNE!

Hayat ne garip gerçekten. Bu cümleyi anneme edeceğimi düşünmezdim. Bir klişenin kabuğunun içinde kıvrıldığımı görmeyi ummazdım ama oluyormuş. Hele ki kadınsan ve anneysen. Daha doğrusu anneliğe doğduysan.

Doğumun sadece anne ve bebek arasındaki o kutsal an'ıyla ilgili yüzlerce yazı okudum ve yazdım. Ama çok önemli bir başka ayrıntı ile ilgili çok fazla konuşulmadığını lohusalık hüznü denen meleti tadınca anladım. Anneliğe doğan kadın aynı zamanda kendi annesi ile olan ilişkisini de yeniden yaşıyor adeta. Annesi ile olan ilişkisinde aksayan, örselenmiş, eksik ne varsa leylekler doğum yapan kadının kapısına yığıveriyor onları.

Bir kadın için" onu dünyaya getiren kadın" doğum yaptığında daha da önem kazanıyor. Yanında olması, desteklemesi, dokunması hatta hatta işinize karışması bile muhtemel destekler arasında. Ama ya anne ile ilişkide kapanmamış yaralar varsa...

Anne olduğumda yüzleştiğim o sevgi fırtınasının yanında hayatımın merkezindeki konuyla yüzleşmem ve bunu iyileştirmem gerektiğini de anladım. Yıllarca annesine annelik etmiş, bir bakıma artık annesinden anne desteği almamaya kendini alıştırmış biri olarak bu koskoca boşluktan içim kan ağladı haftalarca. Yüreğim sızladı, acıdan öfkelendim, acıdan bağırdım, acıdan ağladım. Ama sonra geçti. Zehrim aktı. Yıkandı anneliğim.

"Bir kadın anne olduğunda annesini daha iyi anlıyor" cümlesinden çok daha öte söylediklerim. Bir kadın anne olduğunda annesinin kucağındaki güveni arıyor, annesinin omzuna elini koyuşunu arıyor. Bir kadın anne olduğunda annesinin kudretini arıyor içinde. Sonra onu buluyor ve rahatlıyor. O kudret bazen erken bulunuyor bazen zaman alıyor.

Bütün annelere ve onların annelerine gelsin...


Bu gadget'ta bir hata oluştu