24 Mayıs 2013 Cuma

İSTANBUL MODERN YAZ ATÖLYELERİ YİNE FARK YARATIYOR!


İstanbul Modern, okulların tatilde olduğu yaz döneminde 7-12 yaş grubundaki çocuklar için, sanatla dolu, eğlenceli bir program hazırladı. Her gün farklı bir etkinliğin düzenlendiği 7-12 Yaş Grubu İçin Yaz Sanat Atölyeleri’nde çocuklar resim, heykel, fotoğraf, animasyon, yerleştirme ve performans gibi disiplinlerin yanı sıra edebiyat ve mimarlık alanlarını da içeren uygulamalar yapıyorlar.


3 SAATLİK SABAH ATÖLYELERİ (09.30 – 12.30)

Kuş Evi - Pazartesi Günleri
Atölyede çocuklar, tarihi uzun yıllar öncesine dayanan kuş evlerinden yola çıkarak, kendilerine verilen hazır kuş evi formlarını boyayaak tasarımlarını oluşturuyorlar. Farklı tarihlerde, farklı coğrafyalardan örnekleri değerlendiriyor, yaşadıkları bölgenin koşullarına özgü kuşların kullanımına uygun evler hazırlıyorlar.

 Büyütecimden Resimli Masallar -
Salı Günleri
Atölyede çocuklar, dinledikleri masalın metinlerinden yola çıkıp, asetatlar üzerine renkli çizimler yaparak el yapımı kitaplar üretiyorlar.

Dünyanın Yedi Harikasından Biri - Çarşamba Günleri Düzenlenir
Dünyanın yedi harikası olarak bilinen olağanüstü yapı ve yapıtları konu alan atölye çalışmasında çocuklar Keops Piramidi dışında, yangın, deprem gibi bilinen ve bilinmeyen nedenlerle yok olan altı harikadan birini seçiyor ve onlara sunulan ipuçlarından yola çıkarak çamurdan rölyefler hazırlıyorlar.

Gizemli Nesneler - Perşembe Günleri
Çağdaş sanatçı Handan Börüteçene’nin İstanbul Modern’de sergilenen “Bana Kendini Getir” çalışmasından esinlenerek tasarlanan atölyenin ilk adımında çocuklar çalışmada kullanılanlara benzer nesnelerin izdüşümlerinden oluşan bir çizim çalışması yapıyorlar. İkinci adımda bu nesneler çocukların yaratacakları bir masalda hayat buluyor. Program, çocukların söz konusu çalışmayı bir müze uzmanıyla analiz etmeleriyle tamamlanıyor.

Büyülü Gezegenler - Cuma Günleri
Yerleştirme sanatına odaklanan program, çocukların müze uzmanı eşliğinde, İstanbul Modern koleksiyonunda yer alan yerleştirmeleri incelemeleriyle başlıyor ve çocukların Japon fenerlerini temsili gezegenler biçiminde boyayıp tavandan sarkan iplere asarak atölye mekanına özel bir düzenleme yapmalarıyla tamamlanıyor.

 1,5 SAATLİK ÖĞLEDEN SONRA ATÖLYELERİ (13.00 – 14.30)

Kostüm Tasarım Atölyesi - Pazartesi Günleri
Bu atölyede çocuklar renklerle, lekelerle ve farklı sanat malzemeleriyle çalışarak hayal güçlerinin sınırlarını zorluyor, bugünün ve geleceğin kostümlerini tasarlıyorlar.

 Eşsiz Lekeler - Salı Günleri
Baskı resim tekniğine odaklanan atölye çalışmasında çocuklar, mono baskı tekniğiyle resimler yaratıyorlar. Pleksiglas yüzey üzerine sürülen boyanın kağıda aktarımıyla gerçekleştirilen atölyede renklerden, dokulardan ve duygulardan hareketle eşsiz lekeler oluşturuyorlar.

Geleceğin Mimarları - Çarşamba Günleri
Çocuklar bu atölyede onlar için özel hazırlanmış geometrik biçimleri bir araya getirip boyayarak oyun alanlarıyla dolu yeşil bir kent yaratıyorlar. Çalışma, çocuklarda kent kavramını geliştirmeyi ve çevre bilincini güçlendirmeyi amaçlıyor.

Atılmış Nesneler Kutusu - Perşembe Günleri
Çağdaş sanatta hazır nesne kullanımına odaklanan atölye, çocukların bir müze uzmanı eşliğindeİstanbul Modern’de sergilenen sanat eserlerini incelemeleriylebaşlıyor. Müze gezisinin ardından çocuklar onlara sunulan saydam kutuların içine artık kullanılmayan nesnelerle düzenlemeler yapıyorlar.

Genç Müzeciler - Cuma Günleri
Müze kavramına odaklanan bu atölyede çocuklar, koleksiyonu, hedef kitlesi, işlevleri ve mekan düzenlemesiyle İstanbul Modern’i tanıyor ve ardından bu kavramlardan yola çıkararak kendi müzeleri için fikirler geliştiriyorlar. Fikirlerini maket çalışmalarına taşıdıktan sonra, müze tasarımlarını birbirlerine sunuyorlar.

Atölyelerde çocuklara, sabah ve öğleden sonraları için iki program seçeneği sunuluyor ve haftanın her günü farklı bir program uygulanıyor.

3 saatlik sabah atölyelerine günlük kayıt:
Peşin: 90 TL
Kredi Kartına 3 taksit*: 95 TL
İstanbul Modern Üyelerine Peşin: 80 TL
Kredi Kartına 3 taksit: 85 TL

1,5 saatlik öğleden sonra  atölyelerine günlük kayıt:    

Peşin: 55 TL
Kredi Kartına 3 taksit: 58 TL
İstanbul Modern Üyelerine Peşin: 50 TL
Kredi Kartına 3 taksit: 53 TL

 *İş Bankası Maximum ve Garanti Bankası kredi kartları için geçerlidir. Programlar hakkında detaylı bilgi ve kayıt için 0212 334 73 52 numaralı telefondan bize ulaşabilirsiniz.

YAŞ GRUBU: 7-12
NE ZAMAN: 1 Temmuz – 29 Ağustos 2013
NEREDE: İSTANBUL MODERN, Liman İşletmeleri Sahası, Karaköy-İstanbul


23 Mayıs 2013 Perşembe

YAVRUNUZUN İŞTAHINI AÇACAK SUNUMLAR HAZIRLAYIN

İştahsızlık biz annelerin en can alıcı konularından biri. Çocuğuna bir iki kaşık yemek yedirmek için kırk takla atan annelein ne çektiğini anneler dışında kimseler bilmez. Elbette her çocuk iştahsızlık sorunu yaşamıyor. Ama zaman zaman iştahı yerinde olan bir çocuk bile alalade bir yemek yerine daha süslü görüneni tercih edebiliyor. İşin uzmanları her çocuğun kapasitesinin farklı olduğunu vurgulayarak çocukları tıka basa beslemek fikrinden uzak durmamızı ve iştahı daha az olan çocukları yemeğe teşvik etmek için yemek sunumlarında annelerin biraz daha yaratıcı olmaları gerektiğini söylüyorlar. Bu noktada bulduğum çeşitli sunum örneklerini siz annelerle paylaşmak sitedim. Üstelik bazıları biz yetişkinlerin de partilerde ve davetlerde kurtarıcımız olacak türden.

Bir dilim ekmekten bir sanat eseri yapabilirsiniz. Bu kadarını yapmak zorunda filan da değilsiniz bir çöp adam ve bir top da olur. :)



Püreye havuçlar saplayarak da bu tarz renkli bir sunum oluşturabilirsiniz. Kirpilerinizi çeşitlendirmek tamamen size bağlı.


 Krep genellikle tüm çocukların severek tükettiği bir yemek ama biraz eğlencenin kimseye bir zararı olmaz.


Çocuğunu sağlıklı beslemeye gönül vermiş annelerin yaz mevsimindeki favorileri meyve pastaları. Özellikle karbuz ve ananas size taban yapmak için çok kolaylık sağlayacaktır. Kalanı sizin tercihiniz. Hem soğuk hem tatlı hem çok cazip değil mi? Ayrıca davetsiz misafirleriniz için evdeki meyvelerden bu tarz bir sunum oldukça hoş olur.


 Bu tarz bir yumurta yapıp üzerini biber zeytin ve domatesle renklendirebilirsiniz. Ya da bu eğlenceli işi en iyisi çocuğunuza bırakın.




Yumurtanızı enlemesine kesilmiş renki dolmalık biberlerin içine kırmayı daha önce hiç düşündünüz mü?

20 Mayıs 2013 Pazartesi

ÇOCUĞUNUZA MATEMATİĞİ SEVDİRİN

Matematik sadece çocukların değil, biz yetişkinlerin de çoğunun sevemediği ya da zor bulduğu bir kavram. Okul yaşamında da en çok sıkıntı yaratan derslerin başında geliyor. Bu önemli ama bir o kadar zor konuya çocuğunuzu okul öncesi hatta bebeklik döneminden itibaren hazırlamanız ve matematiği sevmesinde pay sahibi olmanız mümkün. Okul öncesi dönemde matematik kavramının nasıl geliştiğini, alıştırma ve oyunları ve kaynak olarak kullanabiliceğiniz kitapları bu yazıda bulabilirsiniz.

OKUL ÖNCESİ ÇOCUĞU VE MATEMATİK
Çocuğun matematik kavramını nasıl algıladığı, matematik kavramının ne zamandan itibaren öğrenilmeye başladığı ve matematik zekâsının gelişimi için sağlanabilecek destekler hakkında bilgileri Gazi Üniversitesi, Mesleki Eğitim Fakültesi, Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Anahilim Dalı’ndan Çocuk Gelişimi ve Eğitimi Uzmanı Neslihan Avcı ve Hale Dere veriyor..

Matematikle tanışma doğumla başlamaktadır. Bebeklikte nesne devamlılığının kazanılmaya ve basit düzeyde neden-sonuç ilişkilerinin anlaşılmaya başlaması matematik gelişiminde temel kabul edilmektedir. Yaşla birlikte deneyimlerin ve diğer alanlardaki yeterliliklerin artması matematik gelişiminde yeni aşamaları oluşturmaktadır. Okulöncesi dönemi tamamladığında çocuk, okul matematiği için gerekli olan birçok temel matematiksel beceriyi kazanmış olacaktır. Okul öncesi dönemde çocuklar problem çözme, sonuç çıkarma, bağlantılar kurma ve matematik dilini kullanmayı içeren matematiksel düşünceyi geliştirebilir, şekil, sayı ve işlemler, ölçüm ile mekanda konum becerilerini temel düzeyde kazanabilir. Ayrıca basit veri toplama ve değerlendirmeyi içeren grafikler hazırlayabilir. Okul öncesi çocuklarının tüm bu becerileri kazanabilmesi uygun planlama, malzeme ve stratejilerin kullanılmasına ve matematiğe günlük yaşamın bir parçası olarak bakılarak günlük yaşamda etkin yer verilmesine bağlıdır.

Okul öncesi çocukları bazı yaygın kanıların aksine çok erken dönemde matematikle tanışmakta, matematiksel kavram ve becerileri sergileyebilmektedir. Özellikle bebeklikten itibaren sağlanan zengin uyarıcı ortam beyin gelişimini desteklemekte, bu sayede beceri gelişimi uyarıcı ortam sağlanmayan bebek ve çocuklara oranla daha erken olmaktadır.

MATEMATİKSEL KAVRAMLARIN GELİŞİMİ

Matematiksel kavramların temeli bebeklikte atılmaktadır. Bebekler çevrelerini izleyerek, dokunarak, koklayarak, tadarak ve sesleri işiterek çevrelerine ilişkin her şeyi doğal bir merakla öğrenmek istemektedir. Büyüklük, ağırlık, şekil, zaman ve mekanla ilgili pek çok bilginin temeli bebeklikte atılmaktadır. Çocukların keşfetme ve denemeler yapma isteği bebekliği izleyen yıllarda da artarak devam etmektedir. İki yaşından sonra çocuğun yeni durumlarla başa çıkma, sorunlara uygun çözüm yolunu bulma konusundaki yeterliliği gelişmektedir. Sorunları çözümlemek için veri toplama ve topladığı verileri organize etme görülmeye başlar. Bu kapsamda çocuk gözlem yapma, kaydetme, sayısal işlemler ve organizasyonla ilgili becerilerini arttırmaktadır.

Bebeklikte nesne devamlılığının kazanılmaya başlaması kavram gelişiminde, dolayısıyla matematiksel kavramların kazanılmasında önemli bir aşamayı oluşturmaktadır. Yine bu dönemde neden-sonuç ilişkilerinin temel olarak başladığı görülmektedir. Bir yaş civarındaki çocuklara görsel uyarım sunulduğunda nesne setlerinin azlık-çokluğunu ayırt edebildikleri
görülebilir.

1-2 YAŞINDA EŞLEŞTİRME YAPABİLİRLER

Matematik kavramlarına temel oluşturabilecek eşleştirme davranışını çocuklar 1-2 yaş civarında gösterebilmektedir. Bu dönemde çocuklar üç nesne arasından aynı olan ikisini eşleştirebilmektedir. Eşleştirme becerisi yaşla birlikte daha karmaşık eşleştirmelere doğru gelişmektedir. Üç-dört yaşındaki çocuklar geometrik şekilleri eşleştirebilmektedir. İki-üç yaş civarında büyük-küçük, üç yaşa doğru ise uzun-kısa tanıyıp ayırt edilebilmektedir.

Gruplama becerisinin temelleri 1-1.5 yaş civarında görülmektedir. Bu dönemde bebeklerde nesneleri algısal benzerliklerine gruplamaya başlama görülebilmektedir. 2-3 yaş civarında konuya ve temel sınıfsal ilişkilere göre gruplama yapabilir. Örneğin bir panteri ve bir ev kedisini "kedi" sınıfında isimlendirebilir. Yaşın ve deneyimlerin artması ile gruplama becerisi daha üst seviyede ve sınıfsal özelliklere uygun şekilde gerçekleştirilebilmektedir.

Çocuklar iki yaş civarında sayısal terimleri sıklıkla kullanmaktadır.Ancak bu, sayıları gerçekten anladıkları anlamına gelmemektedir. Piaget'e göre sayıları gerçek anlamda anlama somut işlemler döneminde gerçekleşmekte, işlem öncesi dönemde henüz sayı korunumunda başarılı olunamamaktadır. Ancak pek çok araştırmacı Piaget'nin bu görüşlerine katılmamaktadır. Örneğin iki yaş çocuklarıyla yapılan bir çalışmada; iki resim göstererek "bana üç balığı göster" dendiğinde çocuklar doğru resmi işaret etmiştir.

Üç-dört yaşlarında çocuklar bire bir eşleme yapabilmektedir. Başlangıçta "bir sana bir bana" gibi ikili, dört yaşından sonra ise daha ileri düzeyde bire bir eşleme yapılmaktadır. Örneğin dört yaşındaki çocuklara altı bebek ve beş yüzük gösterilerek "altı bebek var, her bebek için bir yüzük var mı?" diye sorulduğunda çoğu "Hayır, altı bebek ve beş yüzük var" cevabını vermişlerdir.

4-5 YAŞINDA BİRDEN ONA KADAR SAYABİLİR
Çocuklar 4-5 yaşlarında birden ona kadar ezbere sayabilir, bir beş arası rakamları tanıyıp-isimlendirebilir. Beş-altı yaşlarında çocuklar birden yirmiye kadar anlamlarını bilerek sayabilmekte ve bir grup nesneyi tek tek sayarak kaç tane olduğunu söyleyebilmektedir. Birle on arasındaki rakamları sıraya dizebilmekte ve tanıyıp-isimlendirebilmektedir. Bir grup nesneyi büyüklüğüne göre sıralayabilir. Sıra sayılarını öğrenebilir. Yarım ve bütünü gösterir, bir grup nesneyi ikişerli, üçerli gruplara ayırabilir. Küçük sayılar içinde toplama-çıkarma yapabilir. En az, en çok, birkaçı, birçoğu, hepsi, hiçbiri gibi nicelikle ilgili terimlerin anlamlarını bilir. Okul öncesi yıllarda konuşmaya başlamayla birlikte matematik dilini kullanma başlamaktadır. Matematik dilinin kullanımı taklidi kullanımdan anlamını bilerek kullanmaya doğru gelişmektedir.

ŞEKİL (GEOMETRİ) BİLİNCİ OYUNLA BAŞLIYOR
Bebek doğduğundan itibaren çeşitli şekillerle karşı karşıyadır. Şekil ve büyüklüğün algılanması erken yaşta başlamaktadır. Bebeğin oyunlarının çoğunu şekil bilgisi oluşturmaktadır. Bebekler elleri ve ağızlarıyla şekil bilgisi edinmekte, nesnelerin şekilleri hakkında deneyim kazanmaktadır. Geometrik düşüncenin gelişimi oyunla başlamaktadır.

Okulöncesi çocukları genellikle "0 derecesi"nde (göz önünde canlandırma seviyesinde) şekil bilgisine sahiptir. Geometrik şekilleri daha çok bir bütün olarak tanıma ve adlandırma düzeyindedirler. Şekillerin özelliklerini analiz edemezler. Okul öncesi çocuğu için kare kareye benzediği için kare, daire yuvarlak olduğu için dairedir.

İşlem öncesi dönemin sonlarına doğru çocuklar temel geometrik şekillerin isimlerini öğrenmektedir. Şekilleri tanıma çizmeden daha önce gelişmektedir. Bu dönemde çocuklar daire, kare ve üçgeni, daha sonra dikdörtgen ve elipsi öğrenebilir. Ancak bazı şekilleri birbirine karıştırabilir.

SAYI ALGISI
Sayılarla ilgili ilk deneyimler büyük ölçüde çocuğun algısal gelişimine ve somut nesnelerle deneyimlerine dayanan miktarla ilgili deneyimlerdir. Yapılan araştırmalar bebek ve küçük çocukların sayısal farklılıklara odaklanabildiğini göstermektedir. Çocuklarda sayı gelişimi sayısal farklılıklara dikkat etme, çok ve azı ayırt etme, yetişkini taklit ederek sayma, ezbere gelişigüzel sayma, ezbere ritmik sayma, sayma ile ilgili kuralları öğrenme, nesnelerle sayı sözcüklerini eşleyerek sayma şeklinde olmaktadır. Daha sonra bir grup nesneyi sayarak kaç tane olduğunu söyleme başarılmaktadır.

Uyarı: Okul öncesi dönemde sayısal karşılaştırmalar yaparken algısal ipuçlarını kullanması çocuğun sayı korunumu açısından yanılgıya düşmesine neden olabilmektedir. Bu yüzden karşılaştırmaların bire bir eşlemeler ve somut ipuçları ile yapılmasına özen gösterilmeli, çocuk belli bir sayıdaki nesnenin kapladığı alan değiştiğinde miktarının değişmeyeceğine ikna edilmelidir.

İŞLEM KAVRAMI
İşlem kavramının gelişimi, sayma becerisinin kazanılmasıyla paraleldir. Toplama ve çıkarma işlemleri başarılmadan önce 10'a kadar sayma, sayısı 1'den 10'a kadar olan nesne gruplarını sıralama, 10'a kadar sayı isimleriyle sayıları ilişkilendirme ve sayı korunumunun kazanılmış olması gerekmektedir. Ayrıca parça-bütün ilişkisi, bire bir eşleme, bütünün parçalardan büyük olduğu düşüncesinin gelişmesi, özellikle çıkarma işlemi için ise tersine dönüştürülebilirliğin kazanılması gereklidir.

Çocuklar toplama becerisinin başlangıcında önce bir boncuğa bir tane daha eklenildiğinde sonucun iki olduğunu görebilir ve bunu ifade edebilir. Çıkarma işleminde de benzer şekilde üç boncuktan biri alındığında iki boncuk kaldığını görebilir.

Okulöncesi çocuklarına toplama ve çıkarma öğretmede üç önemli nokta dikkate alınmalıdır. Birincisi çıkarma toplamadan daha zor bir beceridir bu nedenle daha sonraya bırakılmalıdır. İkinci olarak toplama ve çıkarmaya küçük sayılar içerisinde başlanmalıdır. Sonuncu olarak, çocuğa somut yaşantılar ve başlangıçta gerçek nesneler sunulmalıdır. Gerçek nesnelerle başarıldığında nesne resimleriyle devam edilmeli, doğrudan sayı sembolleriyle veya zihinden toplama ve çıkarma çalışılmamalıdır.

ÖLÇÜM YAPMA
Çocuklar bebeklikten itibaren ölçüm kavramıyla iç içedir. Hacim, ağırlık, uzunluk, sıcaklık gibi kavramlar günlük yaşam içinde kullanılarak öğrenilmektedir. Ölçüm kavramının gelişiminde beş aşama mevcuttur. Birinci aşama oyun aşamasıdır. Bu aşamada çocuk daha büyük çocukları ve yetişkinleri taklit etmektedir. Cetveller, ölçme kapları, ölçüm kaşıkları v.b. gibi yetişkinleri kullanırken gördüğü araçlarla oyun oynar. Doğumla başlayıp duyu-motor dönem boyunca hatta işlem öncesi dönemin bir kısmında devam eder. İkinci aşamada karşılaştırmalar yapar. Çocuk daima daha büyük-daha küçük, daha ağır-daha hafif, uzun-kısa, daha sıcak-daha soğuk şeklinde karşılaştırmalar yapmaktadır. Çocuklar üçüncü aşamada standart olmayan ölçü araçları ve birimler kullanmaktadır. Bardaklar, fincanlar, artık kutular, adım, karış, parmak, ip v.b. gibi birimlerle ölçümler yapar. Örneğin bir süt kutusunu doldurmak için kaç fincan kum gerektiğini, masanın uzun kenarının kaç karış ettiğini deneyerek bulmaya çalışır. Bu dönem 5-7 yaş civarında görülmektedir. Ölçümlerde standart olmayan araçlar ve birimleri kullanma çocuğu standart birimleri anlama ve öğrenme gereksinimi duymaya sevkedecektir.

Somut işlemler dönemine girdiğinde çocuk standart ölçüm araçlarının gerekliliğini görmeye başlayacaktır. Ortak ölçü birimlerinin herkes tarafından anlaşılabileceğini ve herkes için aynı anlama geldiğini görebilecektir. Ölçüm gelişiminde son aşama standart ölçüm birimlerinin kullanılmaya başlamasıdır. Santimetre, metre, litre, kilo, gram, derece gibi ölçüm birimleriyle ölçümler yapabilmektedir.

ZAMAN KAVRAMI
Zaman kavramının gelişimi de okul öncesi yıllarda başlamaktadır. Okul öncesi çocuğu zamanın üç yönüyle ilgilidir. İlk olarak, kendi geçmişi, şu anı ve geleceğini içeren kişisel boyutu. Örneğin, çocukların cümlelerinde "bebekken", "dün akşam", "eve gidince" gibi zaman ifadeleri sıkça görülmektedir. İkincisi, çocuğun dahil olduğu sosyal etkinliklerin süre ve sırasının farkında olmasını içeren sosyal etkinlikler boyutudur. Çocuklar tahmin edilebilir bir sıra izleyen etkinliklerin sırasını öğrenebilir. Bu nedenle, katı bir yaklaşım izlememekle birlikte, okul öncesi etkinliklerinin tahmin edilebilir bir sırasının olması çocuğun zaman gelişimi açısından önem taşımaktadır. Üçüncü zaman boyutu ise, saatler ve takvimlerin gösterdiği zamanı öğrenmeyi içerir ki gerçek anlamda somut işlemler döneminden önce kazanılması mümkün değildir. Bununla birlikte, dakika, saat, gün, hafta, ay gibi zaman dilimlerini içeren dili öğrenebilirler. Ayrıca zaman araçlarının isimlerini öğrenip, görünce tanıyabilirler.

MEKANDA KONUM
Mekanda konum ya da uzaysal algılama; yer, mesafe ve nesneler arasındaki yön ilişkilerini sözel olarak tanımlama ve uzayı direkt olarak algılama temeline dayanır. Uzaysal algı kavramı, nesneler arası mesafe, nesneler arası ilişkiler ve kişinin vücudunun yönünü içermektedir. Çocuklarda mekanın algılanması çok erken yaşlarda ortaya çıkmaktadır. Uzaysal algının temelleri yenidoğandaki nesneye gözle odaklanma, hareket eden nesneyi takip ve daha sonra bedenini hareket ettirerek nesneyi takip becerileriyle atılmaktadır. Mekana gerçek anlamda hakimiyet ise yürümeye başlamayla olmaktadır. Dört yaşından sonra açık-kapalı, içinde-dışında gibi konumlar ile çevredeki nesnelerin değişen şekil ve boyutları algılanmaya başlamaktadır. Altında, üstünde, önünde, yanında, arkasında, arasında, yakında, uzakta gibi mekansal ilişkiler okul öncesi yılları boyunca kazanılmaktadır.

BASİT VERİ TOPLAMA VE DEĞERLENDİRME
Okul öncesi çocukları somut yaşantılar sağlanırsa bilimsel süreçleri kullanarak veri toplayıp nesneler, resimler ve grafiklerle sonuçlarını gösterebilmektedir. Örneğin sınıfta yetiştirilen bitkinin büyüme grafiğini hazırlama, hava grafiği hazırlama gibi etkinlikler okulöncesi çocukları için güç değildir.

Sonuç olarak, okulöncesi çocukları uygun planlamalar, malzeme ve stratejiler kullanılarak okul matematiği için temel olan birçok matematiksel beceriyi kazanabilmektedir. Okul öncesi eğitimcilerin ve ailelerin olumlu ve destekleyici tutumları bu becerilerin nitelikli olarak kazandırılabilmesinde önemli bir rol oynamaktadır.




Matematik Öğretmeni Ömer Karaman:
ÇOCUĞUMUZA MATEMATİĞİ NASIL SEVDİREBİLİRİZ?

Yaşı kaç olursa olsun bir bireyin matematiği sevmesi onu bilmesi ile ilgilidir. Çocuğumuz matematiği öğrenirse sevecektir. Aksi halde sevmeyecek ve öğrenene kadar hem bizim için hem de onun için sıkıntılı bir süreç olacaktır.
          
Dikkat edilirse öğretmenini çok seven öğrenciler daha başarılıdır ve bu öğrencilerin matematik bilgileri de iyidir. Çünkü bu tarz öğrenciler öğretmenini sevdikleri için sınıfta bire bir takip edip söylediği her şeyi yapmaya çalışırlar. Bu şekilde çaba harcarken de ister istemez matematiği öğrenirler.

Çarpım tablosunu ezberleyen çocuklar matematiği çok severler. Çünkü çarpım tablosu ezbere bilmeden çarpma ve bölmede problem yaşanacaktır. Bu ezber sağlandıktan sonra çocuk özgüvenini tekrar kazanacak ya da kendisine olan güveni artacaktır.

Okul matematik notu iyi olan öğrenciler matematiği çok severler. Çünkü matematiği öğrenmiş dolayısı ile onunla ilgili korkuları bitmiştir.

SEVMESİ İÇİN ÖĞRENMESİ GEREKİR
Örneklerde de görüldüğü gibi çocuğa matematiği sevdirmek için öğretmek gereklidir.
Yine de ailelerimiz ve öğretmenlerimiz öğretmenin önemi yerine bazı şeylere daha fazla önem vermektedirler. Mesela şarkılarla sevdirmeye çalışmak, oyunlarla sevdirmeye çalışmak, ödüllendirmeler yaparak sevdirmeye çalışmak… Liste uzatılabilir. Peki biz matematiği oyun, şarkı vb. haline getirdik, ama daha sonra öğrenci sınıfına göre ciddi bir matematik problemi ile karşılaştı. Sonuç ne olacak? Bence bu tür yöntemlerin etkisi çok azdır. Esas belirleyici durum konuyu öğrenmesini sağlamaktır. Diğer yollar bize ve çocuğumuza zaman kaybettirir.

ÇOCUĞUMUZA MATEMATİĞİ NASIL ÖĞRETEBİLİRİZ?

Burada çok kritik faktörler vardır. Her anne ve babanın profesyonel öğretici olması beklenemez. Bu yüzden herkesin kullanabileceği çok basit fikirler vereceğim. Aslında işin özü şudur. Matematik ya da herhangi bir dersin öğreniminde 3 temel faktör vardır. Bunlar öğrencinin bilgi seviyesi, zeka seviyesi ve o andaki psikolojik durumudur. Bu 3 faktör çok iyi analiz edildikten sonra öğrenciye özel bir anlatım tekniği geliştirilerek buna göre eğitim verilirse öğrenci matematiği çok iyi derecede öğrenecektir.

Bu 3 faktör nasıl analiz edilir ve buna göre öğretim tekniği nasıl geliştirilebilir? Bu konuyla ilgili birkaç cilt kitap yazabilirim, çok detaylı ve profesyonellik gerektiren bir iş olduğu için bahsetmeye gerek görmüyorum.

EMPATİ KURALIM
Çocuğumuza matematik anlatırken ya da çözemediği bir soruyu çözmesine yardım ederken kendimizi onun yerine koymaya çalışalım. Onun bilgi seviyesinde olduğumuzu düşünelim. Onun yaşında olduğumuzu düşünelim. Mesela konu bizim çocuğumuza anlatıldığı gibi bize anlatılsaydı biz anlayabilir miydik?
   
SOMUT ÖRNEKLER VERİN
Başka işe yarayan bir yol ise somut örnekler vermektir. Verilen somut örnekler hem öğrencinin dikkatini çeker hem de kalıcı olur. Mesela öğrencimiz Duru olsun. Duru’ya şu soruyu sorduğumuzu düşünelim. Ahmet tanesi 2 liradan 3 tane naneli şeker alıp kasaya 10 TL vermiştir. Kaç lira para üstü alması gerekecektir? (Duru eğer matematikte biraz sıkıntı çekiyorsa hemen şöyle düşünecektir. Bana ne Ahmet’ten ve naneli şekerinden. Çocuk naneli şeker alıyor hesabını yapmak bana düşüyor... Off yaaa) Halbuki bunun yerine şöyle sorulsaydı çözmek için daha gayretli olacaktı: Duru’nun 10 lirası vardır.Marketten tanesi 2 liradan 3 tane çilekli gofret alırsa kaç lirası kalır? (Çilekli gofreti sevdiğini kabul ederek yazdım soruyu.) Yani öğrencimiz kendisini sorunun içinde hissetmelidir.



OYUNLARLA MATEMATİK DAHA EĞLENCELİ

2-3 yaş için oyunlar:
ŞEKİLLERİ SINIFLANDIRIN
Çocuklar şekilleri fark etmekte oldukça ustadırlar. Ona bir elmayı, kutuyu ya da simidi gösterdiğiniz zaman, bunların şekli mutlaka dikkatini çeker. Ya da evin çeşitli bölümlerinden örnekler verebilir (top, düğme, kapı kolu gibi) ve ertesi gün bu objelerin nasıl şekiller olduğunu (kare, dikdörtgen, üçgen) çocuğunuzla birlikte tekrarlayabilirsiniz. Bunları çocuğunuza öğretirken önce basit geometrik şekilleri birbirinden ayırın.

SİZİ TAKLİT ETSİN
İki kere el çırpın, bir kere adını söyleyin, 3 kere zıplayın. Ve çocuğunuzdan bunları yapmasını isteyin. Yaparken sayın. Böylece tekrar aynı oyunu oynadığınızda bir sonraki adımı çocuğunuzun söyleme ihtimali çok yüksek olacak.

4-5 yaş için oyunlar:
KUM HAVUZU PROBLEMİ

Ölçü kaplarını parkın kum havuzuna götürün. Yarım kapları kumla doldurun ve ona tam kabı doldurmak için kaç tane yarım kap kullanması gerektiğini sorun. İki yarım kabın nasıl tam bir kap ettiğini anlatın ve üçte bir ve çeyrek kapların tam bir kabı kaç kerede doldurduğunu keşfetmesine izin verin. Su işleri. Banyo vakti çocuğunuza farklı boyutlarda kaplar verin. Çocuğunuzdan, daha büyük bir kaptan daha küçük bir kaba su aktarmasını isteyin ve “Hepsi sığdı mı? Sence neden sığmadı?” gibi sorular sorun.

OYUNCAK HAYVAN TRENİ
Evdeki sandalyeleri tren gibi sıralayın. Biletler hazırlayarak çocuğunuzun oyuncak bebeklerine ve hayvanlarına bilet kesin. Sonra da çocuğunuzdan oyuncaklarını küçükten büyüğe dizmesini isteyin.

ZAMAN TÜNELİ
Bir kutu oyuncağı ne kadar sürede topladığını görmek onu heyecanlandıracaktır. Siz kronometre ile onu motive edin ve herhangi bir eylemi belli bir süre içinde yaptığında onu tebrik edin.

TEMİZLİK TAKIMI
Çocuğunuzdan aynı boyutta iki sepete oyuncaklarını doldurmasını ve sepetleri banyodaki tartıya taşımasını isteyin. Ona, ‘Taşırken hangisi daha ağırdı? Hadi bulalım” diyerek, sepetleri tartın. Tartının üzerindeki sayılan ona gösterin ve hangisinin daha büyük olduğunu ve bunun ne demek olduğunu ona açıklayın.

BİR DİLİM HAYAT
Çocuğunuzun sıradan bir gününü dijital makine ile fotoğraflayın. Yataktan kalkarken, kahvaltısını yaparken, oyun oynarken, yemeğini yerken vs. Ertesi gün birkaç fotoğrafın sırasını değiştirerek çocuğunuza gösterin ve fotoğrafları sırasına göre dizmesini isteyin. “Bu senin dünkü günün… Bu fotoğrafları oluş sırasına göre dizmeme yardım eder misin? Dün İlk olarak ne yaptın? Daha sonra?”

6-7 yaş için oyunlar
YILAN YARIŞLARI:

Çocuğunuz ve kendiniz için bir top oyun hamuru alın. Üçe kadar saydığınızda hamurdan parçalar koparın ve hamurlan elleriniz arasında yuvarlayarak yılanlar elde edin. 15 saniyenin sonunda hepsini yan yana dizin ve “Hangisi daha uzun?” diye sorun.

KOCA AYAK KİM?

Mutlaka kendi aranızda ayak boylarınızı karşılaştırıyor ve hanginizinki en büyük, en küçük ya da orta boyutta olduğunu belirliyorsunuzdur. Bu eğlenceli etkinliğe çocuklarınızı da dahil edin ve boyut farkını anlamalarını sağlayın. Bu yöntem çocuğunuza farklı ölçüm şekillerini öğrettiği gibi farklılıkları karşılaştırma imkanı da sağlar. İlerleyen zamanlarda bu aktiviteyi tekrar ederek çocuğunuzun ne kadar geliştiğini, ayağının eskiye göre daha da büyümüş olduğunu ona göstermiş olursunuz.

ADIM ADIM

Biryerle başka bir yer arasındaki mesafeyi kaç adımda gideceğini sorun. Örneğin bahçe kapısından apartman kapısına kaç büyük adımda ve kaç küçük adımda gideceğini sorun hatta birlikte ölçün.

ÖNEMLİ GÜNLER
Yıllık bir takvim kullanın ve çocuğunuzun bazı önemli günleri işaretlemesi için teşvik edin. Hatta işin içine biraz daha renk kalmak için stikerlar kullanabilirsiniz. İlerleyen günlerde, işaretlediğiniz yere ne kadar süre kaldığını sorabilirsiniz: "Doğum gününe kaç ay / hafta / gün kaldı?". Bu metot, çocuğunuzun zaman kavramını pekiştirdiği gibi sayma yeteneğini de pekiştirir. Ayrıca gün, ay, yıl gibi farklı zaman dilimlerini öğrenmesine de yardımcı olur.

KİRLİ ÇAMAŞIRLAR
Aynı boyutta İki havlu alın, yan yana yayarak birbirine eşit kenarları gösterin. Birini uzun kanarından, diğerinin ise kısa kenarından katlayarak hangisinin uzun olduğunu sorun.

Kitap önerisi:
ARKADAŞIM MATEMATİK

Arkadaşım Matematik kitabı, 5 yaş çocuğunun gelişim seviyesine uygun olarak yeni programa göre hazırlanmış. Alıştırmalar 5 yaş çocuklarının gelişim seviyesine ve algı düzeyine uygundur. Çocukların alıştırmaları daha severek yapmaları için çıkartmalı olarak hazırlanmış. Sempatik ve çocuk çizimine yakın farklı resimlemesiyle çocukların çok ilgisini çekecektir. Arkadaşım Matematik kitabında varlıkları sayma, varlık sayısı kadar belirtilen hareketi yapma, varlıklar arasında ilişki kurma, varlık sayısı kadar çizgi çizme, aynı ve farklı sayıda nesneleri eşleştirme, verilen belli sayıdaki nesnenin sembolü olan rakamı gösterme, rakama uygun sayıda nesne grubunu gösterme, l'den 5'e kadar rakamları tanıma ve yazma, 6-9 arası rakamları tanıma, daire, üçgen kare şekillerini tanıma ve çizme, gruplama, sıralama, Ölçme, grafik oluşturma ve yorumlama, örüntü oluşturma, nesnelerle toplama ve çıkarma, uzun-kısa, büyük-küçük, alçak-yüksek, yarım-tam, az-çok, sağ-sol, önde-arkada ve mekan vb. kavramlara yer verilmiş./ Zambak Yayınları

16 Mayıs 2013 Perşembe

EVLİLİK İŞ YAŞAMINI BİTİRMESİN

Türkiye’de kadınların çoğu evlendikten sonra çalışmıyor. Çoğu zaman aile ve eş baskısından kaynaklanan bu tablonun bir yüzü daha var. Baskı sonucu çalışmayan kadınlara karşılık, bunu tamamen kendi tercih edenlerin sayısı hiç de az değil.

Çalışmak ya da çalışmamak evlendikten sonra kadının isteğine bağlı. Yani biz kadınlar her ne kadar “eşitiz, hürüz ve çalışabiliriz” desek de sanki örtülü bir ataerkillik gizli içimizde. Hiç de azımsanmayacak sayıda örnek gösteriyor ki, bazı kadınlar evliliği çalışma hayatına bir veda olarak görüyorlar. Hele ki eşleri maddi olarak güçlüyse...

Evet kadınız, güçlüyüz, anneyiz, şefkatliyiz, başarılıyız ve her şeyi yapabiliriz... Ancak istatistikler gösteriyor ki, Türkiye’de kadınların çoğu (yüzde 70’i) evlendikten ve çocuğu olduktan sonra çalışmıyor. Kocanın “Ben sana bakarım” mantığının dışında bu tercihi kendi özgür iradesi ile yapanlar da var. Ama neden?

100 yetişkin kadının 80’i iş gücünün dışında. Peki burada topu sadece erkeklere atmak ne kadar doğru? Elbette önüne geçilemeyen bazı baskılar var. Ancak burada kadının da seçiminin etkili olduğunu göz ardı etmemek gerek. Kadın evlilikle birlikte evi ve ilişkisine yoğunlaşarak kendini unutuyor ve erkeğin de “iş odaklı” yaşaması sonucu evle ilgili birçok sorumluluk kadının omuzlarına biniyor.

EVLENMEK VE ANNE OLMAK İŞTEN AYRILMA SEBEPLERİNİN BAŞINDA GELİYOR!
Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu’nun “İş Dünyasında Kadın” konulu raporunda çalışan kadınlarla ilgili yapılan araştırma sonuçlarına yer verildi. Kadınların evlenmesi veya çocuk sahibi olması işten ayrılma sebeplerinin başında geliyor. Kadınların yüzde 24’ü evlenme veya nişanlanma, yüzde 14’ü çocuğunun olması, yüzde 7’si hamile kalma ve yüzde 5’i de aileden birinin sağlık probleminin olması sebebiyle çalıştıkları iş yerinden ayrılıyor.

Kadınların işgücüne katılım oranında ise 25 yaşına kadar artış olurken, 25-30 yaşlarında evlenip çocuk sahibi olunması ile birlikte kadınların işgücü piyasasından çekildikleri ortaya çıktı. 30’lu yaşların ortasındaki kadınlar çocuklarını büyüttükten sonra yeniden iş hayatına geri dönerken, 40’lı yaşların ortalarından itibaren kadınların işgücüne katılım oranı düşüyor. 45-49 yaş grubundaki kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 15.2’ye gerilerken, söz konusu düşüşte emeklilik kadar yaşlı bakımının da etkili olduğu raporda yer alıyor.

Rapora göre, Türkiye’de kadınlar kırsal kesimde tarımda ücretsiz aile işçisi olarak çalışırken, kentlerde ise ev hanımı olması sebebiyle işgücüne katılamıyor. İstanbul’da kadınların işgücüne katılım oranı 20-24 yaş grubunda yüzde 36.9 olurken, bu oran 25-34 yaş arasında yüzde 29.8’e geriliyor. Rapora göre, çalışan kadınların çocuklarının bakımı ağırlıklı olarak kendileri tarafından yapılıyor. Bakıcı veya yardımcı aracılığı ile çocuklarına bakılan kadınların oranı ise yüzde 7.6’da kalırken, çocuklarını kreşe gönderen kadınların oranı ise yüzde 8.9 oldu.

Uzman Psikolog Duysal Aşkun:
“KADIN BİRAZ DAHA KENDİNE ODAKLI, ERKEK İSE BİRAZ DAHA İLİŞKİ ODAKLI YAŞAMALI”

-  Evlilik, kadına “iş hayatının stresi ve zorluklarından uzaklaş” mesajı mı veriyor? Neden evlenince kadınlar işlerinden ayrılmayı tercih ediyor?.. Hangi dinamikler bu konuda etkili oluyor? (Sadece çevresel baskılar mı yoksa kadının kendi tercihleri mi evlilikten sonra çalışmama kararında etkili?..)
Her iki faktör de etkili bence. Kadına yapılan baskı da var, kadının bu hayatı tercih etmesi de. Özellikle erkeğin kadına “Sen yıpranma, ben yeteri kadar yıpranıyorum zaten, çocuğa daha iyi bakarsın, hem dinlenirsin, her şey düzene girer” gerekçeleriyle duygusal baskı yapması, hem de kadının “dişil doğa”sı itibariyle “iş odaklı” olmayıp “ev odaklı” etkili oluyor.

- Aslında burada çalışmak ve iş hayatı derken “kadının kendini gerçekleştirmesi”nden bahsediyoruz. Siz ne dersiniz? Kadın kendini evlilik ve çocuk doğurarak mı gerçekleştirdiğine inanıyor?

Bence, kadının kendini gerçekleştirmek gibi bir amacı amacı var mı, diye sorgulamak lazım. Kendini gerçekleştirme konusu öncelikle “kendini düşünmeyi, hayat hedeflerini öne almayı-bireysel bir algı içinde olmayı” gerektirir. Türk kadınında böyle bir eğilim eksikliği hissediyorum, eski kuşaklarda daha bile fazlaydı ama hala var ve yaygın.

- Elbette kadın evde ev işleri ve çocuk bakımı ile yeterince yoruluyor. Kadının böyle bir seçim yapmasında aslında kocanın “klasik erkek” kalıplarından kurtulamaması mı etkili? Ev işlerini ve çocuk bakımını ortak sırtlamış olsalar kadınlar da iş hayatına daha mı sıcak bakar?
Kesinlikle evet! Ama erkeğin toplumdaki klasikleşmiş “iş odaklı, eve ekmek getiren” rolü hala etkili diye düşünüyorum. Evi iş alanı olarak görmüyor erkek. Her şeyin kendisi için düzene sokulduğu, dinlendiği ve iş hayatından tamamen ayrı bir platform olarak sadece ihtiyaçlarını karşıladığı bir yer onun için ev. Bu da, rolleri (kadın ve erke rollerini) iki uçta da çok fazla keskinleştiriyor.

- Evlilik sonrası kadına çizilmiş bu “imaj-kader-durum” bazı kadınların işine de geliyor olabilir mi? Kadının nasıl bir dengeye ihtiyacı var, (dişil enerjiyi dengelemek adına), erkeğin nasıl bir dengeye ihtiyacı var (eril enerjiyi dengelemek adına)?.. Kadına ve erkeğe, daha sağlıklı ve mutlu ilişkiler ve aileler için önerileriniz nelerdir?
Bence iki cinse de görev düşüyor günümüzde. Kadınlara önerim, biraz daha kendilerine odaklı yaşamaları, yani ilişki bağımlılığından kurtulmaları. Erkeğe önerim ise, biraz daha ilişki odaklı olmaları. Kadın çok fazla “ilişki” odaklı, erkekse çok fazla “iş odaklı” olduğu zaman iki dünya da birbirinden gittikçe daha fazla uzaklaşıyor. Erkek kadını hiç anlamazken kadın da erkeği hiç anlamıyor. Yine eski Osmanlı’daki haremlik-selamlık döneme dönüyoruz psikolojik anlamda. Bu daşu demek oluyor; kadın kendini ve bireyselliğini öne koyarak kendine hayatta birtakım hedefler belirlemeli ve bu hedefler kendi istediği ifade biçimleri neyse o olmalı. Bu belli meslek alanları olabilir, belirli uğraşlar olabilir. Yeter ki bir şey seçsin ve ona tutkuyla bağlansın. Bu onu özgürleştirecek, çocuk ve koca merkezli bir yaşam yerine daha kendi merkezinde bir yaşam sürmesine neden olacaktır. Bu durum, çocuğa karşı gereksiz müdahaleleri ve depresif ruh hallerini de ortadan kaldıracaktır. Erkekse, iş yaşamına verdiği ağırlığı biraz azaltarak, eve ve ortak sorumluluklara dikkatini yöneltmeli; gerek çocuk gerekse anne ile olan işbirliğini arttırarak evle ilgili motivasyonunu yaratmalıdır. Bu başta biraz fedakarlık ve alışkanlıkların dışına çıkmak anlamına gelse de, uzun vadede her iki tarafın da kazançlı çıktığı durumlar yaratacak, sağlıklı ve mutlu bir beraberlik, sağlıklı bir gelecek ve sağlıklı çocuklar yetişecektir.


KADININ EV YÜKÜ AZALINCA İŞ YAŞAMI UZAYACAK!

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'nun (DİSK) yaptığı “AB Sürecinde İşçi Sınıfının Durumu” araştırmasına göre, Türkiye'de kadınların yüzde 70'i kendini “ev kadını” olarak görüyor. Araştırmada, kadınların ev yükünün azalmasıyla iş yaşamlarının uzayacağı belirtiliyor.

Türkiye'de ücretli çalışan kadınların iş yaşamını erken terk ettiği kaydedilen araştırmada, kadınların evlendikten ve çocuk sahibi olduktan sonra çalışmayı bıraktıkları vurgulanıyor.
Türkiye'de ücretli çalışan kadınların iş yaşamlarını terk etme yaş sınırının 31 olduğu belirtilirken, AB Ülkelerinde ise bu sınırın 39 olduğu açıklanıyor. Araştırmada, kadınların ev içi yükünün azalmasıyla birlikte iş yaşamlarının uzayacağı belirtiliyor.

Araştırma, Avrupalı kadınların iş arama yaşında bir sınır olmadığını, Türkiye'de ise işsiz kadınların 15-24 yaş aralığında olduğunu ortaya koyuyor. Ayrıca 35 yaşından sonra iş arayan kadınların sayısının önemli ölçüde düştüğü ifade ediliyor.







14 Mayıs 2013 Salı

ANNE OĞUL İLİŞKİSİNİ DENGELEMEK ÖNEMLİ

Annesinin eşinden ve kayınvalidesinden yakınmalarını çoğu kadın yıllar boyu dinlemiş, hatta dinlemekle kalmamış gözlemiştir. Sonra, kendisi evlenip çoluk çocuğa karışınca, çoğu kez bu yakınmalar daha doğrusu erkek egemen kültürün öğrettikleri, dayatmaları, ilkellikleri kendi hayatlarımızda gerçek olmuştur. Yani çoğumuz kocamızın ve kayınvalidemizin kadını ezen, kadını ikinci cins gören davranışlarına maruz kalmaktayız. Peki, bu kısır döngüyü kırmanın sadece ve de sadece sizin elinizde olduğunu biliyor musunuz?

Bir kadın ve bir anne olarak “kraldan kralcı olmanın” lüzumu yok! Gelin erkek ve kız çocuklarımızı önce insan olarak yetiştirelim, erkek çocuklara “Sen kızdan üstünsün” demeyelim, davranışlarımızla... Ya da kız çocuğumuza ”Sen erkek kardeşinden aşağısın" demeyelim davranışlarımızla... Bizim gelinlerimiz eşlerinden ve kayınvalidelerinden sadece mutluluk ve özgürlük tadar olsunlar. Bunun için de de erkek çocuğunuza da tıpkı kız çocuğunuza rahatlıkla söylediğiniz gibi, “Hadi bana bir bardak su getiriver” diyebilin... Ve kendinizi objektif olarak gözleyin bakalım, çocuklarınıza cinsiyet ayırımcılığı yaparken yakalayacak mısınız kendinizi ve yakaladığınızda değiştirmek üzere adım atabilecek misiniz? İnanın, siz bu adamı attığınızda dünya değişecek! Çünkü erkek değiştiğinde kadın, kadın değiştiğinde erkek değişecek... Kadın mutlu olduğunda erkek, erkek mutlu olduğunda kadın mutlu olacak ve gelecek kuşaklar bu kısır döngülerden uzak, sadece insan olmanın hazzıyla ilişkilerini yaşayabilecekler...


Aynı cinsiyette oldukları için kız çocukları ve anneler arasında daha yakın ve paylaşımcı bir ilişki kurmak daha kolaydır. Ancak fiziksel, duygusal ve psikolojik olarak kendinden çok farklı olan erkek çocuklar zaman zaman anneleri zorlayabilir. Anne-oğul ilişkisi kadın erkek ilişkisinin de temelini oluşturur.

Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı çoğu annenin erkek çocuk doğurarak kendi statüsünü de yükseltmesine neden olmaktadır. Oysa, erkek ya da kız çocuk doğurmak bir kadına toplumda nasıl bir statü getirebilir ki? Erkek egemen toplumlardaki  güç=erkek anlayışı bu durumun en önemli nedeni. Modern zamanda giderek unuttuğumuz bu ayrımcılık hala ülkemizde yaşanmakta ve kafalarda silik de olsa bir iz bırakmaktadır. Bu nedenle çoğu anne, kızı ve oğlu arasındaki dengeyi kurmakta zorlanır ve oğullarına daha anlayışlı hatta ödün vererek yaklaşır.

En baştan itibaren erkek çocuklarına verilmeyen bazı sorumluluklar, aslında hem onların sosyal gelişimi hem de yardımlaşma ruhu için birer dezavantajdır.  Ev işleri konusunda çoğunlukla sorumluluk verilmeyen erkek çocuklar, ilerde bu işlerin “kadın işi” olduğu konusunda kararlı birer erkek olurlar. Oysa, hem kendi hayatlarında kendilerine yetebilen bir birey olabilmeleri, hem de gelecekteki eşi ve ailesi için sağlıklı bir model olabilesi için, erkek çocuklarının da ev işlerinde üzerlerine düşeni yapmalarına fırsat verilmelidir.

HANIM KIZIM, ASLAN OĞLUM
Özellikle hem kız hem erkek çocuğu olan annelerin bu denge konusunda çok daha dikkatli olmaları gerekiyor. Kız çocuklarına belli kurallar ve sınırlamalar getirirken oğullarına aynı sınırları koymamaları hem erkek çocuğun kafasındaki “kadın” kavramını hem de kız çocuğun kafasındaki “erkek” modeli konusunda sağlıksız örneklemeler geliştirmesine neden oluyor.



UZMAN KLİNİK PSİKOLOG VİRNA GÜLZARİ:
“ÇOCUKLARINIZI BÜYÜTÜRKEN CİNSİYET AYIRIMCILIĞI YAPMAYIN!”

“Kültürümüzde anne, bir kadın olarak ancak bir oğul dünyaya getirdiğinde değer kazanabiliyor. Halbuki biz biliyoruz ki, biyolojik olarak bebeğin erkek ya da kız olmasını belirleyen babadır. Kız ya da erkek çocuk yetiştirirken anne ve babanın sağlıklı (birbirini tamamlayan) bir ikili olarak işleyebilmesi son derece önemlidir. Babanın baskıları altında çocuk yetiştirmek ne kadar zor ve sakıncalıysa, annenin çocuğu üzerinde hegemonya kurarak, babayı hiçbir şeye karıştırmadan tek ebeveyn gibi hareket etmesi de sakıncalıdır. Annenin kocasıyla ilgili duyguları, oğlunu yetiştirmede son derece önemlidir. Evliliğinde mutsuz ve tatminsiz pek çok kadın erkek çocuğu olunca; tüm yatırımlarını bu çocuğa yapıp, hem kocalarından uzaklaşıp, hem de çocuğa taşıyamayacağı sorumluluklar yükleyebilmektedir.

Cinsiyet ayrımcılığına girmeden, kız erkek tüm çocuklara öz-bakım becerileri ve ev işlerinin öğretilmesi noktası da önemli. Cinsiyetler arası biyolojik farklar olduğunu biliyoruz, ancak bunu aşırı genelleştirip kutuplaşmaya gitmek gereksizdir. Farklılıklara saygı duymak, cinslerden birini ötekinden daha iyi ya da kötü görmemek çok önemli. Sonuçta, iki cinsiyet de birbirini tamamlayıcıdır. Cinsiyet farklılıklarının ötesinde herkesin bireysel farklılıkları onları ayrı bireyler haline getirir. Ve bu bireysel farklılıklar, cinsiyete dair farklılıklardan çok daha önemlidir.

Öerneğin; kızlar bizim toplumumuzda sınırın ötesinde baskı görüyor; erkeklere de erkekliklerine dokunulmasın diye hiç sınır konmuyor. Sınırsız büyümek bir çocuk için hayatta en büyük tehlikedir. Çocuk öbür gün dış dünyaya; ‘Bu dünyaları ben yarattım’ edasıyla çıkmamalı, sınırlarını bilerek ve içselleştirmiş olarak çıkmalıdır.”

ÇOCUK YETİŞTİRİRKEN BUNLARA DİKKAT!
• Kızları da erkekleri de yetiştirirken farklılıklara saygılı olup, cinsiyetlerin tamamlayıcılığını öğretebilmek.
• Erkek çocuk yetiştirirken her şeyden önce erkeklere ve erkekliğe saygılı olmak gerek.  Annenin eşi, babası, abisiyle ilişkileri önemli. Geçmişte erkeklerle yaşanan deneyimler, annenin oğlunu yetiştirmesinde çok etkili oluyor. Olumsuz deneyimleri olanlar için erkek çocuk yetiştirmek zorlayıcı olabilir. Ancak, geçmiş yaşantılardan kalan olumsuz duygu ve düşünceleri değiştirmek, onarmak mümkündür. Çevrede olumlu erkek modelleri bulmak önemli.
• Bebeklik döneminde sevgi ve sıcaklık hissini yaşamış olmak da diğer bir hassas nokta. Annenin bebeğini kucağa alması, sallaması, ona şarkı söyleyip, onunla konuşması çok önemli.  Araştırmalar annelerin erkek bebeklerine, kızlara oranla daha az ve daha kısa cümlelerle konuştuğunu göstermiş. Özellikle özgüvenin gelişmesi için ona ne kadar sevildiğini, ne kadar harika olduğunu söylemek gerek. Bebeğiniz büyüdükçe, onu gıdıklamak, bedenini çalıştıracak egzersizler yapmak, (kızlara oranla) biraz daha sert oynamak (tabii canını acıtmadan),  ileride ihtiyacı olacak fiziksel gücü kazanmasında yardımcı olur.
• Sınır koymanın yanı sıra, belli sınırlar içinde özgürlük tanımak çok önemli: Aşırı koruyucu olmak, ihmal kadar zararlı olabilir. Özellikle bizim kültürümüzde anneler aşırı koruyucu olmaya meyilli. Bu da çocukların anneden ayrışıp, kendi bireysel kimliklerini kazanmalarını engelliyor.  “Anne kuzusu” olmayı hiçbir erkek çocuk istemez!


ERKEKLİK GURURU İNCİNMESİN
• Yanlış bir şey yaptığında, onu utandırmadan, başbaşa kaldığınızda uyarın. Erkeklik gururu incinmesin. Erkekler genellikle hassasiyetlerini ve incinebilirliklerini saklarlar, bu sizi kandırmasın.
• Erkekliklerini destekleyin, ancak bu katı disiplinle olmaz! Annenin aşırı kızgın tavırları veya tutarsızlığı, çocuğun anneye güvenini sarsar. Dürüstlük ancak güven ortamında gelişeceği için, anneden (veya babadan) korkma dürüstlüğün gelişmesini engeller. Ona kızgınlığınızı söylemekle aşırı tepkisel davranma arasında önemli bir fark vardır.
• Erkek çocukların da kızlar gibi şefkate ihtiyacı vardır. Belli yaş dönemlerinde özellikle sizden uzaklaşmak isteyebilirler. Alınmadan buna saygı gösterin. Ancak iyi gözlemlerseniz, gerçekten şefkatinize ihtiyaç duydukları zaman bu ihtiyacı karşılayabilir, onları kucaklayıp sevebilirsiniz. Özellikle yatma zamanında, yorgun olduklarında ve hastalık  zamanlarında şefkatinizi kabul ederler. Bu şefkatin tamamen annesel olması önemlidir. Çünkü erkekliğe doğru geliştikçe oğlunuzun cinsel duyguları ve fantezileri gelişir ve en ufak bir baştan çıkarılma duygusu akıllarını karıştırıp, endişeye kapılmalarına yol açabilir ve sizden uzaklaşırlar.
• Nezaket ve kibarlığı küçük yaştan öğretebilirsiniz: Sizin için kapıyı açmalarını, alışveriş torbalarınızı taşımaya yardım etmelerini, güç isteyen ev işlerinde yardımlarını talep edebilirsiniz. Bunların karşılığında onlara teşekkür edip, güçleri ve düşünceli oldukları için iltifat etmeyi unutmayın.

ESKİ EŞİN ÖFKESİNİ ONDAN ÇIKARMAYIN!
• Boşanmış annelerin, özellikle dikkat etmeleri gereken bir konu, ayrıldıkları eşlerine duydukları öfkeyi oğullarından çıkarmamaları olmalıdır. Oğlunda babasının özelliklerini görüp, bu yüzden ona öfkelenmek haksızlık olur. Erkek çocuklar için baba modeli ve onunla özdeşleşmek son derece önemlidir. Bu konuda sıkıntı yaşayan anneler, bu öfkelerini aşamadıkları durumda uzman yardımı alabilirler.
• Bizim kültürümüzde erkeklerin “maço” olmaları çok desteklenir. Özellikle kızlara yaklaşırken erkeğin girişken olması vurgulanır. Kızlara karşı kibarlık ve sınırları zorlamadan ilişkiye girebilmek de annenin öğretebileceği bir şeydir. Erkekler kendilerinden emin olmayıp, erkekliklerini göstermek için “maço”luk imajına sığınıp, garip davranışlarda bulunabilseler de, onlara kibar olmanın gücünü öğretebilirsiniz. Ancak gücüne güvendiği zaman kibarlığın “sözde” zayıflığından korkmamayı öğrenecektir.
• Özellikle fiziksel/kas gelişimi daha zayıf erkek çocuklar hemcinsleriyle birlikteyken kendilerini güvensiz hissederler. Bazı çocuklar bu yüzden bahçeye çıkmayıp, parka bile gitmezler. Bu konuda sıkıntısı olan çocukların desteklenip, yapabilecekleri fiziksel aktivitelere yönlendirilmesi gerekir. Sadece zeka gelişimi çocuklar için yeterli değildir; zihinsel, bedensel ve sosyal gelişimin bir bütün olarak ele alınması önemlidir.

“ANNELER VE OĞULLARI”
Psikolog Dr. Evelyn Bassoff’un kaleme aldığı “Anneler ve Oğulları” kitabı, annelerin oğullarına erkekliklerinin farkına vardırıp, onlara değer kazandırarak kuvvetli ve sevecen erkekler yetiştirebilecekleri gösteriyor. Oğlan çocuğunun annesinden zorunlu ayrılışı kaçınılmazdır. Büyük bir açıklık ve duyarlılıkla Dr. Bassoff,  bu ayrılışın gerekliliğinden ve bu dönemde annelerin çocuklarının kişiliğini nasıl besleyebileceğinden bahsediyor.
Yazar,  kız ve erkek çocuk yetiştirmenin farkını, babanın rolünü, evli ve bekar annelerin, üvey annelerin ve üvey babaların oğlan çocuğu yetiştirirken karşılaştıkları problemleri çok farklı kaynaklardan yararlanarak açıklıyor. Bu kaynaklar içerisinde psikolojik araştırma ve teoriler, efsaneler, edebi eserler ve kendi oğlunu yetiştirme süreci de bulunuyor.

10 Mayıs 2013 Cuma

ANNE-KIZ İLİŞKİSİ NASIL DENGELENMELİ?

Anne olmadan çok uzun zaman önce üzerinde çalıştığım konulardan biri anne-kız ve anne-oğul ilişkilerini dengelemek için ayrıca nelere dikkat edilmesi gerektiği idi. Anne olduktan hele de kız annesi olduktan sonra bu yazının kıymetini daha da çok anladım. İşin aslı annenin kız ve erkek çocuk arasında farklı dengelerde hareket etmesi gerektiği üzerine kurulu. Uzman Klinik Psikolog Virna Gülzari’den bu konu hakkında şu bilgileri aldım.

Anne-kız ilişkisi sanılanın aksine hiç de kolay değildir. Aynı cinsin bu yakın ilişkisi taklit, çatışma ve kabul edilmesi zor da olsa zaman zaman kıskançlıklarla sürer gider.  Yakın ilişkiler özellikle aile içi ilişkilerde çatışmaların olması son derece normaldir. Çatışmaların varlığı tarafların ya da aradaki ilişkinin kötü olduğu anlamına gelmez. Ama çatışmaları sineye çekip değişime ve anlayışa yönelik yeni davranışlar geliştirilmezse, çok daha zor süreçlere girilir. İlişkilerde süregelen bir çatışma varsa, önce hatalı tutum ve davranışların ne olduğunun fark edilmesi gerekir. Üstü örtülmüş, konuşulmayan ve çözüme bağlanmamış olaylar zamanla birikir ve daha büyük çatışmalara yol açabilir.

KOŞULSUZ SEVGİNİZİ GÖSTERMEKTEN ÇEKİNMEYİN

İleri yaşlarda oluşabilecek fırtınalara dayanıklı olabilmesi için, bebeklik döneminden itibaren sıcak ve yakın bir ilişki kurmak, kız çocuklar için de çok önemlidir. Bebeklik döneminde şevkatle bebeği sık sık kucaklamak, sallamak, onunla konuşup şarkı söylemek çocuğun ona olan sevginizi içselleştirmesi için şarttır. Disiplin ve düzenden önce, bebeğin koşulsuz şartsız sevgiyi tanıması ve yaşaması öncelikli olmalıdır.

Özellikle 2-5 yaş arası kız çocuklar, cinsel kimliklerinin geliştiği dönemde, annelerinin etrafında çokça dolanırlar. Annenin yaptıklarını taklit eder, ona yardım etmek isterler. Bu dönemin kıymetini bilmek gerekir. Çünkü ilkokul yıllarında çocuklar daha çok dış dünyaya dönerek, yavaş yavaş ebeveynlerinden uzaklaşır. 2-5 yaş arasında ise, nasıl kız/kadın olunacağını, annelerini gözleyerek öğrenirler. Bu dönemde anneler kızlarının kendilerine yardım etmesini desteklemelidir.

Tabii, anne-kız rekabeti de bu dönemden başlar. Dişilerin kendi arasındaki rekabet!.. Kız çocukların babaya düşkünlüğü herkes tarafından bilinir. Baba üzerinden yaşanan rekabet, 3 yaştan sonra açık bir şekilde görülür. Babaların sıklıkla anneye ayıracak zamanı yokken, kızları için akan sular durabilir! Kız çocukları büyüdükçe ve ergenliğe girdikten sonra da kadınsı rekabet devam eder. Anneler yaşlanırken, kızları büyüyüp, gençliğin onlara sunduğu tüm güzellikleri doyasıya yaşarlar. Kabul etmesi zor olsa da, anneler de kızlarını kıskanır. Ve aynı şekilde kızlar da annelerini kıskanır.

REKABET TUZAĞINA DÜŞMEYİN!
Kızınızla rekabet tuzağına düşmeden, onunla arkadaş olmaya çalışın. Ancak arkadaş olacağım diye, anne olduğunuzu unutup ergen havalarına bürünmeniz de gerekmez. Anne-kız arasında nesil farkı vardır ve size iyi bir çözüm gibi görünen seçenekler ona saçma ya da işe yaramaz görünebilir. Dolayısıyla akıl vermek yerine, iyi bir dinleyici olun. Pek çok kere iyi bir dinleyiciye sıkıntısını anlatmak, çocuğun kendi çıkış yolunu bulmasına olanak sağlar. Her konuda sizinle konuşabileceği ve sıkıntıya düştüğünde yanında olacağınız güvencesini ona verin. Özellikle de cinsellik konusunda açık olun ve bu konuyu tabu ya da yasaklarla örtmektense, paylaşılabilir bir alan olarak sunun. Unutmayın, yasaklar ve cezalar insanı daha büyük yanlışlar yapmaya itebilir.

AŞIRI KONTROL UZAKLAŞTIRIR
Sağlam bir ilişki ve iletişim, sizin için önemli olan değerleri kızınıza aktarmanıza yardımcı olur. Ona ders vermek yerine, kendi deneyimlerinizi ve hatıralarınızı paylaşabilirsiniz. Ancak bu, onun da sizin gibi hareket edeceği anlamına gelmez. Anne-babalar çocuklarına kendi değer ve doğrularını öğretebilir, ancak onların ne şekilde davranacağını veya hangi yoldan gideceklerini belirleyemezler. Aşırı kontrol etmeye çalıştığınız taktirde çocuğunuz sizden uzaklaşacaktır.

ANNENİZLE YAŞADIĞINIZ ÇATIŞMALARI HATIRLAYIN

Anne-kız arası çatışmalar kuşaklar arası geçiş gösterebilir. Sizin annenizle geçmişte yaşadığınız çatışmalar (ki bunlar halen devam ediyor olabilir), kızınızla ilişkinizde devam edebilir. Bu tür çatışmalar genellikle bilinçdışı olduğu için fark edilmesi güçtür. Annenizde hoşlanmadığınız bir özelliği kızınızda aynen görüp, rahatsızlık duyabilirsiniz veya kendinizde hoşlanmadığınız bir yönünüzü kızınızda görüp, onu eleştirebilirsiniz. Kendinizde değiştiremediğiniz bir özelliğinizden dolayı kızınızı suçlamak haksızlıktır. Büyük olasılıkla o da bu özelliğinizi sizi gözleyerek öğrenmiştir. Kızınızdan değişmesini beklemek yerine; değişebiliyorsanız, kendi üzerinizde çalışıp, ona model olabilirsiniz. Değişemiyorsanız da, kendinizi ve kızınızı bu özelliğinizle de kabullenmeyi deneyin! İnsanın kendini koşulsuz şartsız kabulü, çevresindekileri kabulünü de kolaylaştırır.

CESARETLENDİRME VE ÖVGÜ
Anneler yukarıda birkaçını saydığımız nedenlerden ötürü sıklıkla kızlarına karşı eleştirel olabilirler. Ancak araştırmalar gösteriyor ki, cesaretlendirme ve övgü çocuklar için ceza ve kötülemeden çok daha motive edici. Olumlu yaklaşımlarınız, çocuklarınızın hayatta daha kolay yol almalarını sağlayacaktır.

ONA KENDİ HAYALLERİNİZİ YÜKLEMEYİN
 Gerçekleştiremediğiniz hayalleri kızınızın gerçekleştirmesini beklemeyin. Onun kendi hayallerini kurma ve peşinden gitme özgürlüğü olsun. Kız veya erkek fark etmez, ancak aynı cinsiyetten olduğu için kızlar bu duruma daha sık maruz kalıyorlar. Oysa çocuklar, annelerinin uzantısı değildirler. Sizin yolunuzu seçmek, kızınızın sizden ayrı bir birey olmasını güçleştirir. Beklentilerinizi gerçekleştirememek ilişkinizi zedeleyebilir. Hayatın her birey için getirdiği onca yük varken; bir de anne-babanın gerçekleştiremediği hayallerin yükünü taşımak çocuğa haksızlık olur.

Kendine güvenli, ayakları yere basan, güçlü bir kız çocuğu yetiştirmek için; her şeyden önce ona inanın, güvenin ve daima destekleyici olun. Sadece başarılarında değil, başarısızlıklarında da yanında olduğunuzu hissettirin. Kadınlar üzerinde toplumsal baskıların halen çok yoğun olduğu bir ülkede yaşadığımız gerçeğini göz ardı etmeden; kızınızın engeller ve baskılar altında ezilmeden yola devam etmesi için onu cesaretlendirin.

8 Mayıs 2013 Çarşamba

EMZİREN ANNENİN HASTALIKLA İMTİHANI

Lohusalık döneminde hem Yaren hem de ben çokça hastalandık. Ama hastalıklardan emzirdiğim için çok daha kolay kurtulduk. Bebeğin bakımı, ev işleri, stres faktörleri derken sarsılan annenin ağır hastalık zamanlarında emzirmesinin mümkün olamayacağına dair bazı hurafeler de doldu zaman zaman kulağıma. Gribin bebeğe geçer, emzirirsen bünyen zayıf düşer vb. parlak fikirler emzirmeye gönüllü olan yüreciğime dokundu zaman zaman. Anneyi bir an önce emzirme hayatından çekip kurtarmayı amaç edinmiş aile büyükleri ve yakın çevreye karşı motive edecek bir yazı hazırlamak şart oldu artık.

Bebeğini emzirmek isteyen her anne emzirebilir. Çok nadir görülen fiziki sorunlar dışında bu mümkün. O kadar ki HIV virusu taşıyan annelerin bile bebeklerini emzirmelerinde bir sakınca olmadığını gösteren araştırmalar var ortada. Yani emziren annenin bebeğini memeden kesmesini gerektirecek ya da emzirmeye dönemsel bir ara vermesine neden olacak enfeksiyon ve ilaç kullanımı sayıyla gösterilecek kadar az.

Antibiyotikler bu dönemde en korkulan ilaçlar sıralamasında ilk sıralarda yer alıyor. Ancak gerekli hallerde anne sütüne geçmesi en aza indirilmiş ve bu dönemde kullanımı güvenli seviyelere çekilmiş antibiyotikler var. Önerilen ve en doğru olanı doktorunuzla emzirme döneminde olduğunuzu hatırlatarak konuşmak. Kusma ve ishaller de genellikle sıvı kaybı konusunda anneyi zor durumda bırakabilir. Öncelikle kusmanın önemli bir bulgu olduğunu gözardı etmeden giderilmesi için gerekli sağlık kurumuna başvurmak daha ciddi tabloları önlüyor. Tecrübeyle sabit bir konu ise bu konuda geçer deyip evde beklemek en çok anneyi zorluyor.


Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Demet Matben, pek çok kadına basit rahatsızlıklar yüzünden, hatalı bir yaklaşımla bebeklerini emzirmeyi kesmeleri tavsiye edildiğini belirterek şu bilgileri veriyor: 
"Bir annenin ilaç kullanmakta olduğunu var sayalım. Bu durumda emzirmeye devam ya da kesme kararı verirken, ilacın süt yoluyla bebeğe geçip ona verebileceği zarardan daha fazlasını düşünmek gerekiyor. Özellikle de emzirmeyi kesmenin beraberinde getireceği riskleri göze alıp alamayacağınızı çok iyi tartmalısınız. Anne sütüne geçen az miktarda ilaç, emzirmeyi formül mamadan daha mı zararlı kılıyor? Sorunun cevabı ise basit: Çok istisnai durumlar haricinde kesinlikle hayır. Sütte bir miktar ilaç da olsa emzirmek her zaman için daha güvenlidir. Kısa bir süreliğine de olsa emzirmeye ara vermenin, bebeğin meme emmeyi kalıcı olarak bırakmasına sebep olabileceğini unutmayın. Ayrıca bazı bebeklerin biberonu tamamen reddetmesi olasılığını da göz önünde bulundurmalısınız. Yani kısacası hastalık durumlarında emzirmeyi kesme tavsiyesi sadece yanlış değil, aynı zamanda uygulanması da zordur. Tüm bunlara ek olarak, emzirmediği süreçte bir anneye sütünü sağmasını tavsiye etmek kolaydır ama sonuçta bu hem zor bir süreçtir hem de annenin göğüslerinde birikecek fazla süt acı verici bir hale gelebilir.

Gerçekte emzirmeyi kesmeyi gerektirecek çok az hastalık vardır ve annelere bunu yapmaları gerektiği söylenen en yaygın sorun olan enfeksiyonlar, kesinlikle bunlardan biri değildir. Çoğu enfeksiyon virüs kaynaklıdır ve bu hastalıkların en bulaşıcı olduğu dönem, daha hastalığın belirti verme devresine girmediği, kişinin hasta olduğunu dahi henüz bilmediği süreçtir. Yani annede ateş. burun akması, ishal, öksürük, alerji, kusma gibi belirtilerden biri veya birkaçı ortaya çıkana dek, yüksek ihtimalle hastalık çoktan bebeğe geçmiş olur. Ancak, meme emmek çocuğu enfeksiyonlara karşı korur ve işte tam da bu yüzden, bebeğinizi korumak için onu emzirmeye devam etmelisiniz. Aynı şekilde, boğaz ağrısı gibi bakteriyel enfeksiyonlar da emzirmede bir sorun teşkil etmez.

DOKTORUNUZA SORUN

Soğuk algınlığı, grip ya da bunlara benzer diğer yaygın görülen hastalıklar esnasında emzirmek güvenlidir. Zaten siz hasta olduğunuz zaman bebeğinizi emzirseniz de emzirmeseniz de. aynı ortamda bulunacağınız için o bir şekilde hastalığın kendisine geçmesi riskine maruz kalacak. Ayrıca unutmamalısınız ki: hastalandığınız zaman vücudunuz hastalıkla savaşmak için antikor üretmeye başlar ve bu antikorlar sütünüzle birlikte bebeğinize geçerek onun bağışıklık sistemini de güçlendirirler. Aslında özellikle yeni annelerin en büyük endişeleri hastalıktan ziyade aldıkları ilaçların bebeğe geçmesiyle ilgilidir. Emzirdiğiniz sürece reçetesiz satılsalar bile kullandığınız her ilacı öncelikle doktorunuza danışmayı unutmayın."

SÜTÜNÜZ HER ŞARTTA BEBEĞİNİZİ KORUYOR
Dr. Jack Nevvman emzirme sürecinde sıklıkla görülen hastalıklarla ilgili doğruları ve yanlışları masaya yatırdı:

ATEŞLENİRSEM...
Ateşi çıkan annelerin emzirmeye devam etmesinde hiçbir sakınca yoktur ve ateş düşürücü olarak kullanılan bazı ilaçlardaki asetaminofen ve ibuprofen gibi etken maddeler de bebek açısından güvenlidir. Ancak doğum yapmanızı takip eden ilk haftalarda ateşiniz çıkarsa doktorunuzu aramalısınız. Çünkü bu durum doğuma bağlı bir enfeksiyon ya da ciddi bir komplikasyonun göstergesi olabilir.

Bazı anneler bir tiroit hastalığı olan idiyopatik trombosito-penik purpura gibi otoimmun bir rahatsızlığa sahip olabilirler. Bu. annenin vücudunun kendi dokularını yabancı olarak algılayıp, onları yok etmek için antikor üretmesi durumudur. Bazı annelere bu antikorların süt yoluyla bebeğe geçip onu hasta edebileceği, dolayısıyla emzirmemeleri gerektiği söy lenmiştir. Bu tamamen yanlış bir bilgidir. Sütte bulunan antikorların büyük çoğunluğu IgA tipi antikorlardır ve bunlar otoimmun hastalıklara sebep olmazlar. Ama eğer olsalardı bile. bebeğin vücudunun IgA tipi antikorları emmediği net olarak bilinir.

KUSMA VE İSHALDE SU KAYBINA DİKKAT
Bu belirtilere neden olabilecek hastalıklar kontrol altına alınmadıkları zaman vücudun su kaybetmesine neden olabilirler ve eğer emziren bir anneyseniz bu süt miktarınızın azalmasına neden olur. Kusma ve ishal şiddetliyse ve vücudunuz sıvıyı tutamaz haldeyse mutlaka hemen doktorunuzu arayın.

ÖKSÜRÜĞÜNÜZ DEĞİL ALDIĞINIZ İLAÇLAR ÖNEMLİ
Öksürük soğuk algınlığı ve gribin en sık görülen belirtisidir. Bu hastalıklar her ne kadar bulaşıcı olsa da, emzirmeyi kesmeyi gerektirmezler. Sadece bebeğinizin üzerine öksürmediğinizden emin olun ve alacağınız ilaçlar konusunda doktorunuzla konuşun.

HIV’LI ANNENİN BİLE EMZİREBİLECEĞİ KONUŞULUYOR
Emzirmeye engel hastalıklar arasında şimdilik en kesin olanı annede HIV virüsü bulunmasıdır. Tıp bu konuda daha fazla bilgi sahibi olana kadar, en azından yapay gıdaların bebekte yaratacağı riskler kabul edilebilir ise. şimdilik HIV pozitif bir annenin emzirmesi tercih edilmemektedir. Buna rağmen, yapılan bazı çalışmalarda emzirmemenin riskleri o kadar ciddi boyutlarda çıktı ki, HIV pozitif durumunda bile emzirmenin otomatik olarak seçenekler arasından elenmemesi gerektiği düşünülmeye başlandı. Hatta yakın zamanda paylaşılan bilgiler, bebekleri sadece anne sütü ile beslemenin onları formül mamaya oranla HlV'den daha iyi koruduğu ve en büyük riskin ise kombine besleme (anne sütü ve formül mama) sistemiyle ilişkilendirildiği yönünde. Ancak bu çalışmalar henüz tıp çevreleri tarafından onaylanmış kesin bilgiler değil.

MEMENİZDE PROBLEM VARKEN DE EMZİRİN
Meme enfeksiyonu anlamına gelen mastit. emzirmemeyi gerektirmez. Hatta anne emzirdikçe sorunlu memenin daha çabuk iyileşmesi muhtemeldir. Apse oluşan göğüste bile emzirmeyi kesmeyin. Süt yapan göğsü ameliyat etmek daha zor olsa da, annenin emzirmeyi bırakmasının ameliyat ya da sonrası üzerinde kolaylaştırıcı bir etkisi bulunmaz: zira emzirmeyi bıraktıktan dört hafta sonrasına kadar memede süt üretimi devam eder. Hatta operasyon sonrasında memede gerçekleşecek birikim ve şişkinlik işleri sadece daha kötüye götürebilir. Ancak cerrahınızın operasyon keşişini areola çevresinden yapmayacağından emin olun, çünkü bu süt üretimini ciddi anlamda azaltabilir.

HERHANGİ BİR AMELİYAT SONRASI?..
Emzirmeyi kesmeye gerek yoktur. Sadece ameliyatın şu anda yapılmasının gerçekten gerekli olup olmadığından emin olun. Başka bir tedavi yolu denenebilir mi? Amelİyat bitip uyandığınızda ve kendinizi hazır hissettiğinizde bebeğinizi emzirebilirsiniz. Eğer herhangi bir sebeple sorunlu göğsünüzle emzirmemeniz gerekirse, diğer göğsünüzü kullanın. Kadınların bir memelerinden süt üretiminin dururken diğerinde hâlâ devam edebileceğini unutmayın.






7 Mayıs 2013 Salı

“ANNELER VE ÇOCUKLAR” ATÖLYESİ

11 ve 12 Mayıs 2013 tarihlerinde Anneler Günü’ne özel  olarak gerçekleşecek olan ücretsiz “Anneler ve Çocuklar” atölyesi Pera Müzesi'nde. Anneler çocuklarıyla birlikte çuval bezi üzerine birbirlerinin profilden portre çizimlerini yaparak kağıtlardan kolajlar oluşturacaklar. Ayrıca çocuklar annelerine farklı malzemelerle özel kutlama kartları tasarlayacaklar.

Diğer taraftan anneler, 8 Mayıs 2013 Çarşamba günü ziyarete açılacak “Manolo Valdés Resimler ve Heykeller” sergisinin yanı sıra “Kesişen Dünyalar: Elçiler ve Ressamlar”, “Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri” ile “Kütahya Çini ve Seramikleri” koleksiyon sergilerini de ücretsiz olarak gezebilecek.

Detaylı bilgi almak ve rezervasyon yaptırmak için 0 212 334 99 00 (Dahili: 4) no.lu telefonu arayabilirsiniz ya da egitim@peramuzesi.org.tr adresine mail gönderebilirsiniz.

Tarih: 11 ve 12 Mayıs 2013
Yaş Grubu: 4-12 yaş
Saat: 14.00-16.00

2 Mayıs 2013 Perşembe

HERKESİN HAKKINDA BİR FİKRİ OLAN SANAT DALI: ANNELİK

Anne olduğum ilk andan bugüne adeta kendimi bir savaşçı gibi hissediyorum. Kılıcım bilgim, miğferim sabrım oluyor... Yalnız kızımı korumak, sağlıkli ve mutlu büyümesi için yaptıklarım değil, kendi doğrularımı hayata geçirmek için çevreme karşı yürüttüğüm savaş sanırım en yorucu olanı.

Başta yakın çevre olmak üzere herkes bebeğinizin bakımı hakkında sizin kafanızı karıştıracak ve sizi endişeden endişe gark edecek "değerli fikirleri"yle bildiklerinizi yok sayıyorlar. Nedense bebek bakımı konusunda herkes kendini profesör ilan etmiş. Üstelik bilgilerin çoğu batıl ya da yanlış.

AMAN ÜŞÜMESİN
Bizim toplumun en önde gelen olmazsa olmaz kuralı "aman üşümesin". Sokakta güneşin altında yüzlerce bebek görüyorum kat kat giydirilmekten yüzleri kıpkırmızı kesilmiş. "Ah yazık onlara" diye geçirirken içimden bir teyzenin bana "çocuk üşür" demesiyle beynim karıncalanıyor adeta. Nasıl üşür bir çocuk biz kısa kolluyla gezerken? Ayrı bir organizma mı bu çocuk? Ya da ben neciyim? Üşüse giydiririm elbet. "Ah elleri soğumuş" da gelen taaruzun ikinci adımı oluverir. Oysa ter içinde kalan bir insanın elleri de buz gibi olabilir. Ki buz filan yok ortada! Güneşten adeta kaçan bir milletin üşümekle ilgili imtihanı en çok anneleri sersemletiyor sanırım.

Zaten bütün hastalıklar da hep üşütmekten oluyor. Bilim dünyası yıllardır virüstü, bakteriydi boşuna kafa yoruyorlar...

DOYMUYOR MU NE?
Kendi annem başta olmak üzere Türk kadının ortak derdi emziren annenin sütünün yeterli olmadığı tezini ortaya savurmaktır. Emziren kadının içindeki durumu hiç düşünmeden sürekli sütünün yetmediğini, çocuğun aç olduğu için ağladığını söyleyerek annenin kendine olan güvenini dibe çekerek onu bir an önce pirinç unuyla tanıştırma telaşı sarar ortalığı. Yapılan araştırmalar bu türden olumsuz baskı yapan kadınların emziren annenin rüyalarında genellikle kurban olduklarını ortaya koymuştur.:)

ÇOK ZAYIF BU ÇOCUK!
Yaren büyüme eğrisinde her zaman oldukça sağlıklı bir noktada görünüyor. Doktorumuz da böyle söylüyor. Yani bir sorunumuz yok. Ama bana bile "acaba" dedirten eleştirilerin başında geliyor bu kilo konusu. Komşu teyzeler adeta yüzünüze bir tokat gibi inen şu cümleyi kurduğunda tüm bilginiz atmosfere karışıp gidiyor adeta: "Çok zayıf bu çocuk". "Yoo değil, öyle mi yoksa, zayıf mı, yok canım. değil, zayıf mı yoksa, ama doktor, evet biraz zayf mı ne, aaa evet zayıfmış ben farketmemiş miyim, nasıl farketmem ki, nasıl, ühüüüüü ühüüüü....." Ve işte oldunuz. İstenilen noktaya geldiniz. Sonunda başardılar. Sizi en "zayıf" yerinizden çattadanak vurdular. Teslim olmayın. Çünkü o teyzeye göre çocuk dediğin 7/24 yemek yemelidir. Önünden önlük, ağızından mama eksik edilmemelidir. Hatta uyurken bile sürekli ağzına bir şeyler tıkıştırılmalıdır. Çocuk açlık hissiyle hiç tanışmamalı, tanısa bile tanımazdan gelmelidir. Tartıya çıkarken bir heybeti olmalı, kolları vücudundan çoook uzakta durmalıdır.  Bastı mı ses getirmeli, vurdu mu indirmelidir! Biri ağzına bir şey alsa ağlamalı, lokmaları havada kapmalıdır.

Biliyorum ki bu meşakketli yolada gün ve gün önüme daha nice teyzeler, komşu ablalar, yürüyen kontrollör amcalar, bebeği bulduğunda ağzına abur cubur tıkıştıran kötü ruhlu park kaçkınları çıkacak. Ama yılmak yok. İnançla ve bilgiyle yola devam...



Bu gadget'ta bir hata oluştu